9 Nisan 2009 Perşembe
Aynen öyle...

Ben anne olmasaydım eğer...
Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim.
Hamileliğim esnasında 80'li kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa bir
alanda rekorumu kıramayacaktım.
O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kâğıt parçasının bu kadar
değerli olabileceğini öğrenemeyecektim.
Kan yapsın diye danadili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da
uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarını
zorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç.
Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına
koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadar
kendimden geçmeyecektim.
Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikiz
kardeşlerde olduğunu sanacaktım.
Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı
dönme yeteneğini kazanamayacaktım.
Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla
girmeyecektim.
Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti.
Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi
hayal edemeyecektim.
Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir
boyutuna giremeyecektik.
Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım.
Telaşsız sevişmenin hayalini kuramayacaktım.
Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım.
Annesinden zorla ayırdılar diye 'Uçan Fil Dumbo!' çizgi filminde böğürerek
ağlamayacaktım.
Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte
kalkacaktım ama uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı
ısıtmayacaktı yüreğimi.
Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin
kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım.
Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım.
38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı.
Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma
daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı
yapmayacaktım.
Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup tekrar basit yaşamayı
öğrenemeyecektim.
Sen olmasaydın eğer ben asla 'anne' olmayacaktım.
Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış... Bu lafın doğruluğuna
inanmayacaktım!
12 Mart 2009 Perşembe
Meleğimin oyuncakları
rifi, babur ve ben:) onlar yaparken resimlerini çekmeyi unutmuşum sanırım bununda nedeni benimde onlarla beraber coşmuş olmam :)
Sabahtan beri adını bildiğim halde hatırlayamadığım bu aletin adı ise Ksilafon, Yağmura bunu özlelikle aldım hoşuna gidebilir diye ama hiç ilgilenmedi:( bir kaç gün açıkta kaldı sonra kutusuna koyup kaldırdık:) şimdi arada bir çıkarıp veriyorum ona belki ilgisini çeker diye...ama olsun Yağmurun ilgisini çekmesede ilk günden babamızın ilgisini çekti:)Aybarsım çok sevdi bunu:)
15 gün önce Eminönündeki bir oyuncakçıdan aldık bu giydirmeli puzzle da, genelde beraber oynuyoruz. İşte baba aybars oluyor ortadaki minik kuş Yağmur oluyor diğeri de ben:)akşam oldumu pijamalarımız giyiyoruz gezmeye giderken süsleniyoruz :) ama yağmur kıyafetleri birbirine karıştırıyor hep
Yağmur küçükken bu sayı saydırma aletinide benim bir arkadaşım hediye almıştı Yağmura, Özcan amca diyelim kendisine:) Teşekkür ederiz hala kullanıyoruz:)
Kitaplar
Evet bu da şimdilerde okuduğum kitap, bu hafta sonu bitireceğim, Ekim 2007 de almışım kitabı ama okumaya anca fırsat bulabildim, kitaplar konusunda çok aç gözlüyüm bir kitapçıya girdiğimde kendimi şaşırıyorum olsun evde okunmayan kitabım da olsun ama yine olsun hepsi olsun :)İşte Dalia Sofer -Şirazın Eylülleri de o kitaplardan biriydi üzerine kaç kitap aldım kaç kitap okudum saymadım ama bu aralar evdeki kitaplarımı okumaya karar verdim,
Çoğunlukla unutup farklı dünyalara dalabildiğim tek uğraşım sanırım...keşke daha fazla okuyabilsem...ama ev, iş, yağmur çok az zaman ayırabiliyorum kendime...
Neyse gelelim kitabın özüne, aslında okuduktan sonra yazmayı düşünüyorum, sadece şimdilik şunu söyleyebilirim, eğer bu kadar acının içinde çocuk varsa insan gerçekten bazen yaşadığı hayattan utanıyor:(
Neyin kavgası, neyin savaşı sürüyor bu dünyada? Evet belki cevapları var bu kadar sorunun ama şunu sorarım;
Gerekliliği var mı?
Kitabın arka kapağı
'Hiçlik mi? Şu villalarına, halılarına, tablolarına ve kenara köşeye yığdığın diğer şeylere ne demeli? Buna hiçlik mi diyorsun? Ve çıktığın geziler, bindiğin arabalar... Daha da devam edebilirim.' Dosyayı kapatır ve İshak'a bakar. 'Hiçbir şeyi olmayan benim. Karım çocuğumla tek göz odayı paylaşıyorum. Ayağımızın altında tek bir kilimimiz var, geceleri yatarken de yer döşeğini onun üzerine seriyoruz. Fırınımız falan yok, bir gaz sobamız var o kadar. İki yıldır oğlum aynı ayakkabıyı giyiyor, çünkü ona yenisini alamıyorum. Sonunda parmakları gelişebilsin diye ayakkabının burnunu kesmek zorunda kaldım.' 'Evet, ama şimdi bir benim halime bak, bir de kendininkine. Burada oturmuş, kaderi senin ellerinde olan benim. Gardırobu ayakkabı dolu olan kızımın babasının nerede olduğundan haberi bile yok. Ayakkabılar onu kurtarabilir mi? Ya arabalar beni? ' Yakın zamanda okuduğu satırları anımsayarak Kuran'dan bir alıntı yapar: 'Elleri kurusun Ebu Leheb'in, kuruyacak da. Ne refahı reva olacak ona, ne kazandığı...' Dalia Sofer'in kendi yaşam öyküsünden esinlenerek yazdığı Şiraz'ın Eylülleri, İran'da 1979'daki devrimden sonra yaşamı altüst olan Tahranlı bir aileyi anlatıyor.
Yap yapabiliyorsan...hayat bu...

Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında
İçinde bir iş görmenin saadeti
GideceksinGideceksin ırıpların çalkantısında
Balıklar çıkacak yoluna karşıcı
SevineceksinAğları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul
Ruhları sustuğu vakit martıların
Kayalıklarındaki mezarlarında
BirdenBir kıyamettir kopacak ufuklarda
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin
Bayramlık seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi
Gelin alayı, teller, duvaklar, donanmalar mı
HeeeeyNe duruyorsun be at kendini denize
Geride bekleyenin varmış aldırma
Görmüyor musun her yanda hürriyet
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
Git gidebildiğin yere
Orhan Veli Kanık
10 Mart 2009 Salı
Son zamanlar?
Günlük hayatın diliyle bile bazen yazıldığında geriye dönüldüğünde ne çok şey anlatıyor şu satırlar. Aklımızda kalır sanıyoruz, hiç unutul...
-
Hale bak o zaman da çorba karıştırırmış:) saçların süpermiş annecik, dudağında da ruju var:) Yağmur 2 yaşında O ne sinirmiş acaba ağzında...
-
İşte yağmurun keyifli odasından kareler, biz hem çok sevdik hem de çok rahat ettik, bütün döküntümüzü alıyor.. Hani ikeadan resmini ekled...
-
Günlük hayatın diliyle bile bazen yazıldığında geriye dönüldüğünde ne çok şey anlatıyor şu satırlar. Aklımızda kalır sanıyoruz, hiç unutul...
