11 Ekim 2010 Pazartesi

Ve aşk iki kez geldiğinde,
Ve iki kez yalan söylediğinde,
Bir daha asla sevmemeye karar verdik,
Böylesi adilaneydi,bize ve aşkın kendisine.
Ne merhamet dileniriz ne demucize;
Yaşayacağız,öleceğiz, sinek öldüreceğiz, boks Maçlarına ve hipodromlara gideceğiz,
Hayatımızı sırf talih ve yetenekle sürdüreceğiz.
Etki Ve Tepki
En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur sırf uzaklaşmak için, ve geride kalanlar birinin onlardan uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar.
Charles Bukowski
En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur sırf uzaklaşmak için, ve geride kalanlar birinin onlardan uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar.
Charles Bukowski
I. Dünya Savaşı'nın sonlarında Almanya'ya askeri hizmet nedeniyle gelen Polonya asıllı Amerikan bir babanın ve terzilikle uğraşan Alman bir annenin çocuğu olan Charles Bukowski 1920 yılında Andernach, Almanya'da doğdu. 2 yaşındayken Los Angeles'a taşındılar. 1929 Krizi sırasında Bukowski'nin babası genelde işsizdi ve Bukowski'ye şiddet uygulardı. Çocukluğunda genelde sessiz ve bu nedenle dikkat çeken yazar bazen çıldırış noktasına geliyor kendinden hiç beklenmedik kabadayılıklar yapıyordu. İlk okul yıllarındandan itibaren korkusuz olan Bukowski kendi yazdığı bir eserinde ilkokul öğretmenine "sevişelim" dediğini söylemektedir. Ayrıca en iyi arkadaşının isminin Aysan olduğunuda söylemektedir. Daha o zamandan nasıl birisi olacağı netlik kazanan Bukowski, Los Angeles Lisesi'nden mezun olduktan sonra sanat, gazetecilik ve edebiyat dersleri aldığı Los Angeles Şehir Üniversitesi'nde 1 yıl okudu.
Yazmaya başladığı günden itibaren yazılarını yayımlanması için dergilere gönderen Bukowski’nin yazıları hep geri gönderilmiştir.
Ancak 24 yaşındayken "Aftermath of a Lenghty Rejection Slip" isimli kısa öyküsü yayımlandı. İki yıl sonra bir başka kısa öyküsü olan "20 Tanks From Kasseldown" isimli eseri yayımlandı. Bukowski yayıncılık yönteminlerinden hayal kırıklığına uğradı ve neredeyse 10 yıllığına yazmayı bıraktı. Hayatının bu bölümünü A.B.D.'yi gezerek, çeşitli işlerde genellikle kısa vadeli çalışarak ve ucuz pansiyonlarda konaklayarak geçirdi. Hayatının diğer bölümlerinde olduğundan daha yoğun bir tempo ile açlık ile boğuşan ve kadınlarla zaman geçiren Bukowski daha sonra bu yıllarını Factotum isimli kitabında da anlatmıştır. Bu dönemde ki işlerinin kısa vadeli olmasının nedeni de düzen tanımaz kişiliği ve alkol bağımlılığındandı. Bukowski babasına olan nefretini onun aksine bir hayat yaşayarak göstermiş ve bir yazısında da bu yüzden bir hiç olmayı seçtiğini söylemiştir. O babasının aksine olduğu gibi görünen ve bir şey olmamayı hedefliyen birisi olarak kazandığı paraya önem vermiyor ve barlarda günü birlik bir hayat sürüyordu. Zengin amerikalı kadınlarla ilişkiye girdiği dönemlerde onlara kaba dahi davransa etkiliyor onların evlerinde yaşamaya başlıyor ama bir türlü o hayata adapte olamayarak eski hayatına geri dönüyordu ki 1969’da da bunu aç kalmayı seçtiğini söyleyerek ispat etmiş oluyor adeta.Ayrıca ömrünün çoğu denilebilinecek kadar kısmını da hipodromlarda gecirmiş ve bundan yazılarında sık sık söz etmiştir. 1950'lerin başında Bukowski, iki yıldan az bir süre A.B.D. Posta İdaresi'nde posta kuryesi olarak çalıştı. 1955'te ölümün ucundan döndüğü alkol komasından dolayı hastaneye kaldırıldı. Taburcu olduktan sonra bir daktilo satın aldı ve şiir yazmaya başladı.1957'de Barbara Fry ile evlendi fakat 1959'da boşandılar. Bukowski, şiir yazmaya ve içki içmeğe devam etti ve sonra Los Angeles'taki postaneye geri döndü. 1965'te hiç evlenmediği Francis Smith'ten bir kızı oldu. 1969'da Black Sparrow Yayınevi'nden ömür boyu 100 dolar maaş teklifini alınca postaneden ayrıldı. Bir mektubunda şöyle bir açıklaması vardı "İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim." Posta ofisini bırakalı bir ay olmayalı Bukowski Postane ismindeki ilk romanını bitirdi. 1976'da Bukowski, Linda Lee Beighle ile tanıştı. İki yıl sonra birlikte Los Angeles'ta bir liman şehri olan San Pedro'ya taşındılar. Bukowski ve Beighle 1985'te evlendiler.
Bukowski, Pulp romanını henüz bitirdikten sonra 9 Mart 1994'te 73 yaşındayken omurilikten yayılan lösemi sebebiyle San Pedro, Kaliforniya'da öldü. Ölüm töreni budist rahipler tarafından yönetildi.
Yazmaya başladığı günden itibaren yazılarını yayımlanması için dergilere gönderen Bukowski’nin yazıları hep geri gönderilmiştir.
Ancak 24 yaşındayken "Aftermath of a Lenghty Rejection Slip" isimli kısa öyküsü yayımlandı. İki yıl sonra bir başka kısa öyküsü olan "20 Tanks From Kasseldown" isimli eseri yayımlandı. Bukowski yayıncılık yönteminlerinden hayal kırıklığına uğradı ve neredeyse 10 yıllığına yazmayı bıraktı. Hayatının bu bölümünü A.B.D.'yi gezerek, çeşitli işlerde genellikle kısa vadeli çalışarak ve ucuz pansiyonlarda konaklayarak geçirdi. Hayatının diğer bölümlerinde olduğundan daha yoğun bir tempo ile açlık ile boğuşan ve kadınlarla zaman geçiren Bukowski daha sonra bu yıllarını Factotum isimli kitabında da anlatmıştır. Bu dönemde ki işlerinin kısa vadeli olmasının nedeni de düzen tanımaz kişiliği ve alkol bağımlılığındandı. Bukowski babasına olan nefretini onun aksine bir hayat yaşayarak göstermiş ve bir yazısında da bu yüzden bir hiç olmayı seçtiğini söylemiştir. O babasının aksine olduğu gibi görünen ve bir şey olmamayı hedefliyen birisi olarak kazandığı paraya önem vermiyor ve barlarda günü birlik bir hayat sürüyordu. Zengin amerikalı kadınlarla ilişkiye girdiği dönemlerde onlara kaba dahi davransa etkiliyor onların evlerinde yaşamaya başlıyor ama bir türlü o hayata adapte olamayarak eski hayatına geri dönüyordu ki 1969’da da bunu aç kalmayı seçtiğini söyleyerek ispat etmiş oluyor adeta.Ayrıca ömrünün çoğu denilebilinecek kadar kısmını da hipodromlarda gecirmiş ve bundan yazılarında sık sık söz etmiştir. 1950'lerin başında Bukowski, iki yıldan az bir süre A.B.D. Posta İdaresi'nde posta kuryesi olarak çalıştı. 1955'te ölümün ucundan döndüğü alkol komasından dolayı hastaneye kaldırıldı. Taburcu olduktan sonra bir daktilo satın aldı ve şiir yazmaya başladı.1957'de Barbara Fry ile evlendi fakat 1959'da boşandılar. Bukowski, şiir yazmaya ve içki içmeğe devam etti ve sonra Los Angeles'taki postaneye geri döndü. 1965'te hiç evlenmediği Francis Smith'ten bir kızı oldu. 1969'da Black Sparrow Yayınevi'nden ömür boyu 100 dolar maaş teklifini alınca postaneden ayrıldı. Bir mektubunda şöyle bir açıklaması vardı "İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim." Posta ofisini bırakalı bir ay olmayalı Bukowski Postane ismindeki ilk romanını bitirdi. 1976'da Bukowski, Linda Lee Beighle ile tanıştı. İki yıl sonra birlikte Los Angeles'ta bir liman şehri olan San Pedro'ya taşındılar. Bukowski ve Beighle 1985'te evlendiler.
Bukowski, Pulp romanını henüz bitirdikten sonra 9 Mart 1994'te 73 yaşındayken omurilikten yayılan lösemi sebebiyle San Pedro, Kaliforniya'da öldü. Ölüm töreni budist rahipler tarafından yönetildi.
Çok üzülüyorum gerçekten kitabını okuduğumda "Henry" sen kendi esaretinden kurtulamamış bir babanın ve o esaretin çıkmazı bir annenin çoğuğu olmuşsun, yaşadıkların seni büyüyüncede çekilmez bir hayata sürüklemiş ister istemez ne beklenirdi ki....çocukluğa sığmayan bir yetişkinlik..
hımm okuyalım bakalım biraz daha.
Yeşillikleri yıkarken içinden sümüklüböcek çıktı iyi ki kafası çıkmamıştı ortaya yoksa çöpe giderdi güzelim yeşillikler iğrenirim sürüngen hayvanlardan, yapışıklıklarından , ıslaklıklarından:(
Bir gün böyle yeni evliyim yemek yapıyorum oturduğumuz ev de bahçe katı ya camlar açık malum yaz sıcağı sanırım... içerde bişey pıt pıt dedim noluyo derken sırtıma kondu çekirge bir çığlık, kaçtım içeri kapattım o odanın kapısını hay Allah içeride de ocak ta yemek var? apartmandan doğalgazı kestim oturdum bekledim aybars gelsin de çıkarsın onu diye...
Yine böyle safranboludayız ölçü alıcaz eski çarşıda bir evde yine hava sıcak bi çeşme gördük dedik su içelim eğdim kafamı ay vızıldamamz mı arılar kulağımda gözümde burnumda kaçmıştı kulağıma kesin deli gibiydim çığlık çığlığa ordan oraya dönüp duruyorum o iki manyak arkadaşım da durmuşlar gülüyorlar bana...hiç unutmam onu da...
Bir de böyle acayip korkularım da vardır mesela alaturka tuvalette oturursun ya böyle beklersin işte artık kakanı yapacaksındır ya artık nerde saçma sapan şey var aklına gelir benim de aklıma şimdi o tuvaletin deliğinden bir fare çıkacak ve popomu ısırıp kaçacak geri diye korku salardı içimi...var ya hala korkarım ben böyle bundan ...
Sonra evdesindir ev de kalabalıktır ya da işte illaki 2 kişi vardır evde odadan odaya girer çıkarım ya ben böyle tam odanın kapısında çıkarken karşıma biri çıkar ya Allah ım sanki biri beni esir almış ta sanki yıllardır kapalıyım da kimseyi görmemişim de deli gibi çığlık atarım işte o kimse karşıma çıkan...ama babam olmasın karşımda ki korktuğuma pişman eder beni söylenip manyakmısın kızım diye sinirlenir.
30 yaşındayım bir sabah işe gidiyorum ama tabi bizim iş yeri şöyle düşün türkiye haritasına bak şimdi burası istanbul ya sen bartına gideceksin neredeyse öyle bişey şimdi öyle bi yere gitmek için insanlık dışı bir saatte çıkman gerek evden deli işi sanki gecenin bir yarısı evden çıkıyorum al işte deli bi kadın takıldı peşime ya var ya işter o korkuyu uzun süre atamadım ben üzerimden . sadece şeyi hatırlıyorum her gün yerleri süpüren görevlinin ben çığlık çığlığa arkama bakıp koşarken ki bana bakışını:)
Nereden nereye ya hey gidi sümüklüböcek ya bi de bu böcekler böyle yağmur yağar şakır şakır bizim banyonun küçük penceresinden bunlar kabuklarını bırakıp koca bir et yığını şeklinde:( içeri süzülüp fayansların üzerinde dururlar öylece:(ben de muhakkak gecede 5 sefer çişe kaltığım için bana hep rastlar sonbaharlarda bunlar çişimi bile yapamadan kalkarım aybars yetiş şeklinde uyuyan insanı uyandırıp onu çıkarttırırım ordan:(
ya bir gün Yağmur beni uyandırıp anne yetiş derse:((((((((
14.28
......................................................................................................................
Bugün ne? 11 ekim mi aradan 4 gün geçmiş yazmayalı...yazmak için bir nebze de olsa hal bulabiliyorum bu sabah kendimde...bedenin kendinde olsa ruhun kendinde değil bunun olmaması için kendinde sebebin olmasa sevdiklerinde sebeplerin var...ama gerek yok benim kendimde sebeplerim var zaten...
Hava çok güzel bugün ışıl ışıl kaç günlerdir canımı sıkıyordu hayatımda ilk kez kışı,bu kurşuni havaları sevmeme rağmen, bu sene kış gelsin, o karanlık havalar gelsin istemedim...yalnızlığı seçtim ya belki ondandır...kaç zaman oldu kimselerle görüşmüyorum, görüşme isteğim bile yok, sevmiyorum sanki onları istemiyorum konuşasım bile gelmiyor,
Bazen çaresizlik insanı çok kötü yanlışlara sürüklüyor şimdi yalnızım ama çaresiz değilim.
Hava Ey hava ne güzelsin bugün senin karanlık günlerini suçladığım zamanlarda beni affet suç senin değilmiş bugün anladım...mis gibisin ğaçların yapraklarının gölgeleri vuruyor pencerede tülün ardından bana, kışkırtıyor, belki çekiyor, belki de ama ıı ıh istemiyorum ben seni de istemiyorum ben istemiyorum hiç birinizi sadece kendimle kalmak istiyorum...:(
Kitabım güzel gidiyor, okuması keyifli ama üzülüyorum çok bu gerçekten bukowkskinin hayatından parçalar taşıyor ama istemedim öyle olsun konduramadım o yaşta bir çocuğa acıyı bu kadar...ben anne olduğum için olaya daha bir başka gözle bakıyorum ama bir çocupğun iç sesini böylesi duymak gerçeklere yönlendiriyor insanları yani gerçek gözlerle bakmayı gerektiriyor o çocuk aklına...ruh hastası ne çok insan var hayatta...
Birden Ay ışığını kesti
Bir de Sen çok değiştin
Yaşananlar hiç yaşanmamış gibi
Söylenenler hiç söylenmemiş gibi
Birde Sen karşıma geçtin
Başka biri var, biri var dedin
İnanamadım gittiğine,inanamadım gittiğine..
Ne sen baktın ardına ne benHep ayrı yollarda yürüdük
Sustu bu gece, karardı yine ay
Ne sen baktın ardına ne benHep ayrı yollarda yürüdük
Sustu bu gece, karardı yine ay
Kaldı geriye cevapsız sorular
Uyandığında onu ilk kim görecek
Bıraktığım düşü kim büyütecek?
Her sabah kaybolup giden
Her sabah kaybolup giden
Bir rüya gibi oldun artık gecelerimi bekleyen;
Gündüzlerimi zehir eden..
Ne sen baktın ardına ne ben
Ne sen baktın ardına ne ben
Hep ayrı yollarda yürüdük
Sustu bu gece, karardı yine ay
Sustu bu gece, karardı yine ay
Kaldı geriye cevapsız sorular
Uyandığında onu ilk kim görecek
Bıraktığım düşü kim büyütecek?
7 Ekim 2010 Perşembe
Çok hastayım, çok kötüyüm ayaklarım ağrıyor sanki dövülmüşüm gibi, gece saran bir titreme ve hiç halim yok...
Hava kapalı bana hiç yardım etmiyor, girip battaniyenin altına kitap okuyacağım birazdan, kış geliyor hava hep böyle kapalı olacak sonra sürekli ard arda hastalıklar olacak...istemiyorum bazen bu kışı...sevsemde bu havayı bakmak istemiyorum bazen...yapacak bir şey de bulamıyorum evi topluyorum sonrasında boşum..kitap okuyacağım işte akşam üzerine doğru daha iyi olurum umarım Yağmur'u okuldan alıcam, daha yataklar duruyor benim nefesim daralıyor kitaplarımda daha gelmedi...
Hastayım diye Yağmur a sarılamadım, üzüldüm..okula gitti üzüldüm...dışarıya çıkıyorum üzülüyorum...nedir hallerim bilmiyorum...Kızım büyüyor ben büyüyorum Yağmur un dediği gibi "sen büyüyeceksin" diyorum "sen ne olacaksın" diyor bana. bende büyüyeceğim diyorum, yaşlılık kelimesini kullanmıyoruz hiç sevmiyor bunu yaşlanmamızı istemiyor keşke sadece bunu bilse, sadece yaşlanmanın kötü bir şey olacağını sansa oysa zaman geçtikçe büyüdükçe daha neler olduğunu anlayacak bu hayatta...bu yüzden çocuk doğuran herkes deli bence...bu yüzden başka da çocuğum olmayacak, olmasın...neden olsun ki bunca kötülük varken...tek isatediğim Yağmuru sarıp sarmalamak çünkü sadece ona yeterim gibime geliyor ...
Allah'ım çok teşekkür ederim sana bana canımı verdin, kızımı verdin, dua ettim sana gökyüzüne bakıp bakıp, ağladım bir kızım olsun diye...mutluluk huzur ver yavruma kötülüklerden esirge yavrumu bizleri yanından ayırma...
6 Ekim 2010 Çarşamba
Bugün çarşamba, iki gün aradan sonra kızım okula gitti ama yine de telaş bekleyiş içerisindeyim acaba telefon çalar mı diye...
Sabah uyumadım sevmiyorum uyumayı da zaten boşa geçirilmiş zaman aralığı benim için, yarının olup olmadığından emin değilsen boşa zaman geçirme değil mi...kalktım kışlıkları çıkardım yazlıkları sakladım, hava soğuk ve boğuk bugün uzun bir süre de böyle gidecek, kendime kahve yaptım gazeteleri okuyacaktım ama can hıraş insan çığlıklarını duyasım yok bu sabah...Yağmura mont almaya gidicem bugün öğlene kadar bekleyim diyorum hani arayan olur mu diye, olmadı ben arayacağım zaten 11 gibi sonra da giderim kaç gündür evdeyim...
Hala kitaplarım gelmedi bugün tam 7 gün oldu dün aradım ama kimseyle görüşemedim birazdan yine arayacağım yoksa da iptal ettireceğim, paranla rezil olmak bu demek aslında hiç bulaşmayacaksın bunlara da hadi işte dedim...hadi...
Sabah uyumadım sevmiyorum uyumayı da zaten boşa geçirilmiş zaman aralığı benim için, yarının olup olmadığından emin değilsen boşa zaman geçirme değil mi...kalktım kışlıkları çıkardım yazlıkları sakladım, hava soğuk ve boğuk bugün uzun bir süre de böyle gidecek, kendime kahve yaptım gazeteleri okuyacaktım ama can hıraş insan çığlıklarını duyasım yok bu sabah...Yağmura mont almaya gidicem bugün öğlene kadar bekleyim diyorum hani arayan olur mu diye, olmadı ben arayacağım zaten 11 gibi sonra da giderim kaç gündür evdeyim...
Hala kitaplarım gelmedi bugün tam 7 gün oldu dün aradım ama kimseyle görüşemedim birazdan yine arayacağım yoksa da iptal ettireceğim, paranla rezil olmak bu demek aslında hiç bulaşmayacaksın bunlara da hadi işte dedim...hadi...
not: aradım kitaplar için yarın elimde olacakmış:)
1 Ekim 2010 Cuma
Sonunda evi temizledim mis gibi oldu bir de pırasa yaptım kokusu yayıldı yine acilen kızım gelince evimizde kek kokusu alsın içi huzur sıcaklık dolsun diye kalktım limonlu kek yaptım pişiyor o da fırında kokular birbirine karıştı ve ben çok mutluyum,
Küçükken bizde okuldan gelince evimizde hep kek poğaça gibi şeyler olurdu anneciğim yapardı eli yettiğince sağolsun ne güzel şeyler kazandırdı bizlere, kendi adıma konuşucak olursam annem yeri doldurulamaz bir insan bir o kadar da fedakar, canım annem benim senden aldıklarım için bana verdiklerin için çok teşekkür ederim seni çok seviyorum. Sen bizi eğittin şimdi hayat çok farklı bizim çocukluğumuzdan daha korkulu daha çekilmez ama yaşam yine çok güzel sizlerle sevdiklerimle sıcaklığınızla...
Birazdan Yağmuru almaya gideceğim, markete uğramak gerek eksikler hiç bitmiyor.
hımmmm hadi
Küçükken bizde okuldan gelince evimizde hep kek poğaça gibi şeyler olurdu anneciğim yapardı eli yettiğince sağolsun ne güzel şeyler kazandırdı bizlere, kendi adıma konuşucak olursam annem yeri doldurulamaz bir insan bir o kadar da fedakar, canım annem benim senden aldıklarım için bana verdiklerin için çok teşekkür ederim seni çok seviyorum. Sen bizi eğittin şimdi hayat çok farklı bizim çocukluğumuzdan daha korkulu daha çekilmez ama yaşam yine çok güzel sizlerle sevdiklerimle sıcaklığınızla...
Birazdan Yağmuru almaya gideceğim, markete uğramak gerek eksikler hiç bitmiyor.
hımmmm hadi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Günlük hayatın diliyle bile bazen yazıldığında geriye dönüldüğünde ne çok şey anlatıyor şu satırlar. Aklımızda kalır sanıyoruz, hiç unutul...
-
Hale bak o zaman da çorba karıştırırmış:) saçların süpermiş annecik, dudağında da ruju var:) Yağmur 2 yaşında O ne sinirmiş acaba ağzında...
-
İşte yağmurun keyifli odasından kareler, biz hem çok sevdik hem de çok rahat ettik, bütün döküntümüzü alıyor.. Hani ikeadan resmini ekled...
-
Günlük hayatın diliyle bile bazen yazıldığında geriye dönüldüğünde ne çok şey anlatıyor şu satırlar. Aklımızda kalır sanıyoruz, hiç unutul...