Uyuyamıyorum...gözüme uyku girmiyor...kızım hasta, ilk göz ağrım hasta...öyle hasta oldu ki ona bakınca içim sızlıyor, nefes alış verişini gördükçe yüreğim darlanıyor...uyuyamıyorum...
Bebeğim yılbaşı ağacını bile süsleyemedi..haftalardır beklediği, istediği tek şeydi, ama yapamadı gözleri kan çanağına döndü 39,5 lara çıktı ateşi, yorgun düştü de uyuyakaldı minik yavrum...çok uzun zaman olmuştu halbuki böyle ateşlenmeyeli, böyle halsizlenmeyeli...
Böyle zamanlarda kendimi çok yalnız hissediyorum, biliyorum çaresiz değil bu durumumuz ama ben şu an Onu rahatlatamadığım için kendimi çok çaresiz hissediyorum:(
Yarın yine doktorlardayız...hiç bir şey istemiyorum şu an yavrumun iyi olmasından başka:(
Hayatımda başedemediğim tek duygu sanırım annelik....
10 Aralık 2012 Pazartesi
7 Aralık 2012 Cuma
Kendime söz verdiğim hiç bir şeyi yapamıyorum...Kendime istediğim gibi bakamıyorum, spora gitmek istiyorum gidemiyorum, kurabiye evimi bu hafta yaparım dememe rağmen yapamıyorum, kitabımı okuyamıyorum, işin bence en acınılası tarafı da bu hafta aylini arabayla dr.a götürmek dışında dışarı çıkamayışım ve bugün cuma...hava soğuk, yağışlı, aylin hala hasta...yapacak bir şeyim yok gibi gözüküyor...
Baharı beklemek gerek...sürekli bir şeyleri beklemek...beklemektir belki de insana umudu yaşatan...aylin şimdi adımlar atıyor, sonra kolayı fark edip emeklemeye devam da etse 10 adım atıyor istediği zaman...bu bizim için harika bir şey...şimdi de kesintisiz yürümesini bekliyorum mesela, sonra "babaouuu" (yağmur mu diyor baba mı anlamıyorum), "mama", "del" (gel) lerden sonra anne demesini bekliyorum...yağmur okumaya başladı şimdi, su gibi okusa da bir duysam diyorum, aylin biraz daha büyüse de bende artık sevdiğim her şeyle hakkıyla ilgilenebileyim istiyorum...işte benim küçücük umut dünyam da bu...hımm bir de yılbaşı malum piyango bize vurursa neler yaparız heyecanımız da var:)var da var bunlar sadece cebimi dolduranlar...
Bu sabah yağmurun halleri var ama fotoğraflarda bir sorun var halledince yazacağım...
Dün sabah beni şikayet ediyordu teyzesine..
"Her gün aynı yumurtayı yiyiyorum, annem beni bu yumurtaya hapis ediyor!"
Şaşkın kendi istiyor başka bir şey yemem ben diye?
5 Aralık 2012 Çarşamba
hastayız...
Bugün hastayız...Aylintoşun kulağı kızarmış, burnu akıyor ve öksürüyor, dr. a gittik ilaçlarımız var, umarım hafta sonuna kadar ateş olmadan geçiririz...Bugün hastalar bende, karnı ağrıyan rifi de raporlu ve bende kalacak 2 gün...bense ıhlamurlar, tarçınlar, zencefiller, limonlar, çaylar çorbalar şeklinde ömrümü mutfakta geçireceğim...

Dün yağmur kardeşine kendi 1. yaş gününde giydiği elbisesini giydirmemizi istedi, ortaya bu tablo çıktı, şeker şeyler...
Yağmur kitaplarını görünce gözü başka bir şey görmedi akşam ödevlerini bitirince yanımda sürekli kitap okudu...
Şimdilik bu kadar hastalar mızıklanıyor birinin uykusu geldi, biri patates istiyor...
imdat!!

Dün yağmur kardeşine kendi 1. yaş gününde giydiği elbisesini giydirmemizi istedi, ortaya bu tablo çıktı, şeker şeyler...
Yağmur kitaplarını görünce gözü başka bir şey görmedi akşam ödevlerini bitirince yanımda sürekli kitap okudu...
Şimdilik bu kadar hastalar mızıklanıyor birinin uykusu geldi, biri patates istiyor...
imdat!!
4 Aralık 2012 Salı
dünyanın en zor sorusu
Duyduğum en zor soruydu; "anne hayatın sonu var mı?" ne diyeceğimi bilemedim, kalakaldım... yağmur tekrar sordu "anne hayatın sonu var mı dedim?" "e şey, bilmiyorum yağmur, ne oldu ki?" dedim "hiç, hayatın sonu varsa ona göre kendimi koruyacağım" bu sorunun cevabını yağmura tabi ki benim bildiğim gibi veremedim ama ona benimde bilmediğimi ,öğrenip ona anlatacağımı söyledim, vah vah bilmeyen anne!
Gel zaman git zaman bir iki gün sormadı, sonra yine sordu "anne öğrendin mi hayatın sonu varmıymış?"
"aa yok daha öğrenmedim, tamam yarın söz öğreneceğim" dedim ve o yarın geldi oturdum yağmurla konuştum, yağmur 6,5 yaşında bir çocuk, onun anlayacağı dilden önce doğadaki diğer canlılardan sonra da çok detaya girmeden insanların da hayatlarının bir sonu olduğunu anlattım, insanların hastalandığını ama bunun normal hastalıklarımızdan farklı olduğunu, yaşlanıldığını ama her yaşlananın da hayatın sonuna gelmediğini, hastalıklara ve kazalara karşı kendimizi korumamız gerektiğini anlattım. neyse ki şimdilik bana çok detaylı sormadı ama yakın zamanda yine soracak ve benim çalışmam gerekecek...
offf neden her şeye içim acıyor...:(
sevgili sendromumuz ve kitaplarımız...
Hava öyle kötü ki...evde mahsur kaldık aylinle...mutfakta tiramusu yaptık, akşam olunca canım çok tatlı çekiyor, e yağmurda seviyor, dün geceki gibi süt-bisküviye kalmayalım diye tatlımızı yaptık o hoşta hala yemeğimiz yok:)
Yağmurun dünkü 7 yaş sendromunda kalmıştık, diğer 7 yaşlarda nasıl seyrediyor bilmiyorum ama bizde bir asilik, bir karşı çıkmalar, sürekli ufflanmalar, duymamazlıktan gelmeler öne çıkan özelliklerimiz oluverdi.
Aslında baktığımda çok daha ciddi seyredebiliyormuş bu durum ama bizde bu belirtiler yok neyse ki..
buna göre;
"Bu dönemde çocuk sosyal benliğini keşfeder. Ben kimim, etrafımdaki bireyler kimdir, benimle onlar arasındaki mesafe nedir? Çocuk bu devrede sosyal bir varlık olarak toplum içerisindeki yerini alma krizi içerisindedir. İnsanın adaptasyonu için bu da önemli bir evredir. Bireyin sosyal ve asosyal bir tutum ve davranışa yönelmesi, iyi, yeterli ve dengeli insanî münasebetler becerisi kazanabilmesi isteniliyorsa bu ikinci kriz dönemini, sosyal benliği keşfetme yıllarını ailenin iyi değerlendirmesi ve çocuğunu uygun yönlendirebilmesi gereklidir.
İkinci kaprisler döneminde çocuk kendini çeviren somut dünyaya hükmetmek sevdasındadır. Bu yaşta çocuk okula gider, ailesi içerisinde olduğu gibi ilgi merkezi olmadığını, birçok çocuklarla eşit olduğunu biraz acı bir şekilde keşfeder. Çocuğu el bebek gül bebek büyütmenin, nazlı büyütmenin, ona sınırsız sevgi ve ilgi göstermenin, çocuğa iyilik olsun diye böyle davranmanın, sakıncaları çıkmaya başlamaktadır. Çıkış yolu çocuğun psiko-sosyal özelliklerini bilerek dengeli yaklaşımlarda bulunmakla olacaktır. Böylece evde başrolü oynayan çocuk okulda, figüran değilse bile önemsiz bir rol olmak durumunda kalmışsa gerçekten sarsılır. Çocuk ilkokula başlamadan anaokullarında, bahçede çocuk gruplarıyla yeterli sosyal beceri ve kültür almış ise bu onun imdadına yetişecektir."
En iyi ilacı ise bolca sabır ve çokça sevgi:) 2. sınıfa başladığımızda her şey bitmiş olacak:)
Kitaplarımız geldiiiiiiiii:)
Yağmurun kitapları gelince sanki bana gelmiş gibi o kadar seviniyorum ki, kimbilir yağmur gelince nasıl sevinecek, hepsini okuyacağız kızıma gelince...
Mayanın günlüğü serimizden haydi oyuna, bu sefer el yazısıyla...
Yine el yazısıyla, kardeş sevgisini anlatan bir kitap hem de öyle bir kitap ki isimleri deriştirip yerine yağmur ve aylin yazsalar hiç şaşırmam, süper çok beğendim....sayfaların fotoğraflarını çektim ama bugün hava öyle kötü ki ışık, ışık yok :(

Şimdi ben giderim kahvemi içmeye, hava kötü diyorum ama aslında öyle güzel ki, benim için kötü hava, eline çayını, kahveni almak, biraz dışarıda soğumak, eve gelip kitap okumak , yok onu canın çekmiyorsa da evde hamurun içinde boğulmak ve sevdiklerine hem güzel hem lezzetli şeyler sunmak...diyorum ve benden bir iç geçiyor çünkü çoğunu yapamıyorum bugün yapabildiğimiz ve ürettiğimiz tek şey tiramisu.
şimdi kafa çalıştırma zamanı ne yemek yapsak??
3 Aralık 2012 Pazartesi
Yağmurdan sonra eski kiloma dönmem daha uzun sürmüştü, ayline hamileyken çoğu arkadaşım dedi ki 2 çocukla çok daha çabuk kilo verirsin ..gerçekten de öyle oldu, gerçi aylini hala emziriyorum bunun da etkisi var ama yine de şöyle gün içinde kendime baktığımda çok fazla hareket içerisindeyim. hal böyle olunca daha doğum yapalı 1 yıl olmamasına rağmen eski kiloma sadece 1 kilo fazlam kaldı...işin gerçeği zayıf kalmayı seviyorum ama eskisi gibi de zayıf olmak istemiyorum artık...
Bir diğer konuda çocuk kıyafetleri üzerine...insan ilk çocuğu olacağı zaman çok daha fazla heyecan içerisinde oluyor acaba o da lazım olur mu? bodyleri uzun kollumu alsam kısa kollumu ? ayaklı tulum mu ayaksız mı? biberonlar, emzikler, tulumlar, mendiller, elbiseler, ayakkabılar, montlar...doldurur durursun ne görsen alacağın tutar, ben de yağmurda böyleydim, her ne kadar yanımda tecrübeli insanlar, annem, ablam olsa da zaman değişmişti, insan bir çocuk mağazasına girince eli ayağı kesiliveriyor...öyle çok şey almıştım ki yağmura çoğunu giyemedi bile:( hal böyle olunca sandık sepetin içine kaldırdım ta ki yağmur 3 yaşına gelinceye kadar...yağmur 3 yaşına gelince dedim ki yok artık daha ben çocuk yapmam, (büyük lokma ye, büyük laf etme!) en iyisi bu kıyafetleri ihtiyacı olan insanlara vereyim saklamanın ne faydası vardı ki? böylece kendimize hatıra diye ayırdığım bir kaç parçadan sonra geri kalan her şeyi içim cız ederek verdim.. içim cız etti çünkü o zamanlarda, yani bu kıyafetleri aldığım zamanlarda, aynı şimdi olduğu gibi her şey çok pahalıydı, pahalılığı geç o kadar almışım ne kadar giymişti acaba? yepisyeni şeylerdi hepsi....ayline hamile kalınca hep o kıyafetler gözümün önüne geldi, dedim ki bu sefer sadece gerekeni alacağım, öyle de yaptım, şimdi ardişkodan ve tunişten kalan şeyleri çokça giydiriyorum, onlar erkek, aylinse kız ama ne önemi vardı ki? çocuğu olanlar bilir evin içinde her öğün kıyafet değişir çocuğa, almaya güç yeter mi? güç yetse de ne gerek var ki gerçekten? büyüklerimiz derler ya "çocuğun giydiği haram, yediği helal" gerçekten doğruymuş, he bu değil ki hiç bir şey almıyorum illa ki alıyorum dayanamayıp,eksiklerimiz oluyor, ama onlar gezmelik kıyafetlerimiz:) dün akşam tunaya gitmiştik, topladım küçülen kıyafetlerinin hepsini getirdim, çok güzel oldu, yerleştirdik dolabımıza. şimdi aylinin üzerinde lacivert eşofman takımları ama olsun dünya bize güzel, biz evde sürünüp saklambaç oynuyoruz aylinle:)
Bu çocuklar çok hoş...şimdi aylin böyle emeklenip geziyor ya arada mır mır sesler çıkarıyor, ya kitaplığa dalıyor, ya ablasının odasına...bütün bunları yaparken aklından ne geçiyor çok merak ediyorum? gün gelir insanoğlu buna da el atar ya işte o zaman da hayran olurum bilime, teknolojiye:)
İşte erkek renklerinin egemen olduğu dolabımız:)

Bizim evde raflarda, dolaplarda hiç durmadan tüketilen yiyeceklerden birisi de nutelladır, yukarıda çöpe gitmeden önceki son görüntüsü benim tarafımdan yaratıldı. kimi zaman içerisine 3 kaşık bile konulup bizce yenilen bir şeydir, malesef ki yağmurda bunun tutkunu:( yapılacak bir şey yok biz yedik o da yiyor hem öyle ekmeğe sürülüp falan değil kaşıkla yeniliyor. hani böyle evler vardır ya kahve içmeye gidersin de o evlerde daima kahve yanına ikram edilecek drajeler, lokumlar, çikolatalar vardır heh işte onların bizim evde ömrü maksimum 3 gündür, o yüzden benim eve gelen misafirime kahve yanına ikram edilecek hiç bir şey yoktur!
Gelelim hafta sonuna...cumartesi günü yağmurla neredeyse 1 sene ara verdirdikten sonra sinemaya gittim "Otel Transilvanya" süper bir filmdi bazı sahneler hariç, çok keyifliydi, film 3 boyutlu olunca daha bir güzeldi, teknolojiye bazen hayran oluyorum, işte bu da hayran olma sebeplerimden biriydi, sanki filmin içerisindesin!
çok sinirlendiğim bir durum vardı yalnız, bu sinemalar çok pahalı, bir de 3 boyutlu olunca gözlük kirası gibi bir şey alıyorlar, madem öyle film bitince ben nasıl iade ediyorsam gözlüğümü sen de paramı iade et, yani bunun mısırıydı, suyuydu dünyanın parasını ödüyorsun, hadi biz gittikte gidemeyenler ne yapsın? :(
(bu konularla ilgili yazacaklarım aslında çok uzun ama seneye..malum neden aylin)
Pazar günü ise saat 10 da çıktık evden dışarıda kahvaltı yapalım diye, gece 10 da döndük...off evimi özledim, sıkıldım yollardan ama yine de dışarıda olmak güzeldi...
Aylintoş hasta oldu burnu akıyor, öksürüyor, yağmuruçka da henüz bişey yok ama bu 7 yaş sendromu dedikleri şey bizi acayip vurdu !
arkası yarın:(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Günlük hayatın diliyle bile bazen yazıldığında geriye dönüldüğünde ne çok şey anlatıyor şu satırlar. Aklımızda kalır sanıyoruz, hiç unutul...
-
Hale bak o zaman da çorba karıştırırmış:) saçların süpermiş annecik, dudağında da ruju var:) Yağmur 2 yaşında O ne sinirmiş acaba ağzında...
-
İşte yağmurun keyifli odasından kareler, biz hem çok sevdik hem de çok rahat ettik, bütün döküntümüzü alıyor.. Hani ikeadan resmini ekled...
-
Günlük hayatın diliyle bile bazen yazıldığında geriye dönüldüğünde ne çok şey anlatıyor şu satırlar. Aklımızda kalır sanıyoruz, hiç unutul...

