22 Aralık 2022 Perşembe

 Günlük hayatın diliyle bile bazen yazıldığında geriye dönüldüğünde ne çok şey anlatıyor şu satırlar. Aklımızda kalır sanıyoruz, hiç unutulmaz sanıyoruz ama zaman su gibi akıp geçerken hafızamızda yer eden yeni anılar, eskilerin üzerini örtüp geçiyor. Sonra bir sanrıya dönüşüyor yaşanan her şey. O yüzden azımsamadan, küçümsemeden ne varsa yazmak lazım her şeyi..Belki yolda gördüğün bir kedinin güzelliğini, belki yediğin lezzetli bir domatesin tadını anlatmak gerek. 

Bugün de öyle bir gün, yanımdaki pencereden güneş vuruyor sımsıcak.

Düşünüyorum hayatımızdan eksilen her insan için aslında ne kadar da sessizleştiğimizi. Misal şimdi birden aklıma geldi, gördüğüm bir kanaviçe fotoğrafından sonra. Canım anneannem yokluğunu hangi kelimeyle ifade etsem ki..Gittin desem olmuyor, eksildin desem hayatımızdan o da olmuyor..Duygularımızın arkasına saklanıp yaşıyoruz işte. İyi ki anılar var, anlar var, sesler var hafızamıza kazınan, ne yapsan unutulmuyor, her yerde karşına çıkıyor..

Yine bir yıl daha bitiyor, çabuk geçiyor, koşturuyor, yoruluyor, yetişmeye çalışıyoruz. Neden o dinginliği sağlayamıyorum diye düşünüyorum, oysa ki akışına bıraksam zaten zaman hakkından geliyor, geçip gidiyor , olup bitiyor her şey aslında ..Bu yıl kendimi dizginleyebileceğim bir yıl olsun, kendime olan sevgimin ve değerimin arttığı, sakin kalabileceğim, en önemlisi sevdiklerimle sağlıklı kalabileceğim musmutlu bir yıl olsun ! her şeyin üstesinden gelemeyeceğim belki ama üstesinden gelemediklerimle de mutlu olacağım bir yıl olsun! 
Sonra bol bol kitap okuyup, güzel kahveler içelim, gitmediğim yerlere gidelim, kızlarla Mayıs'ta İzmir'e gidelim, güzel bir yaz tatili yapalım bol bol soğuk sulara girelim, cips yiyip pislik yapalım:)
Fena değil öyle basit ki işte bunlar!
Tüm dilediklerimin gerçek olması dileğiyle:)

15 Aralık 2022 Perşembe

 1.

Bugünler de kitap okumalarımı biraz düzene koydum gibi. çalışmaya başladığımdan bu yana kendime ait bir düzen oluşturamamıştım, sanki yavaş yavaş o düzeni oluşturdum gibi sanki. 

Pazartesi ve salı günü hasta olduğum için izinliydim, çalışmadım, evde de pek bir şey yapmadım zaten hastaydım. Oturup saatlerce kitap okumak öyle iyi geldi ki. Tabi düzenden kastım bu iki gün değildi:)

Artık iş yerinde de yalnız olduğum için daha rahat vakit ayırabiliyorum okumaya. 


Yine de çalışırken hayat çok zor, hem uyum sağlamaya hem direnmeye çalışıyorum, birbirine zıt iki duygunun arasında sanki her an her şey değişecekmiş gibi bir his kaplıyor içimi ve elbette yaratıcısı benim. 

Günler sakin ve ılımlı geçiyor çoğu zaman, güzel rutinlerimiz var mesela cuma akşamları, iki haftadır kızlar benim iş çıkışıma geliyor ve otobüsle anneannelerine gidiyoruz, yolda bir yerde inip yürümeye başlarken mağazalara bakıp, günlük hayattan sohbetler, şakalaşmalar yapıyoruz. 

Bunun öncesinde de her cuma akşamı bizim yürüyüş günümüzdür. ailecek mahallede yürüyüş yapıyoruz, hayalimiz eve gidince de biraz oturmak oluyor ama ben çok çabuk uykusu gelen biri olduğum için uyum sağlayamıyorum. 


Anlam yaratmayı beklemeden her gün bir şeyler yazmanın hem stres hem kaygı üzerinde olumlu etkileri var, bilsem de uygulamama zaman alıyor ama yazdıkça içimden başka bir ben çıkıyor ona eminim. 


6 Ekim 2022 Perşembe

İşte yeni kitaplığım, 1 sene sonra inşallah bu da yetmez diye diliyorum kendim için:)

Bugün güzel uyandım keyfim yerinde, uyanır uyanmaz kitapları yerleştirdim, bazılarını ayırdım elden çıkaracağım onları...

Devam..

Yaaa bu postu ben ne zaman taslak halinde bırakmışım bilmiyorum 2020 aralık yazıyor ama sanmıyorum bu çok eski kitaplığım benim...

Dileğim kabul olmuş, çok çok kitabım var artık:) 
Bu kitaplığı duvardan duvara yaptım, evimin hol kısmındaki bütün duvarlarım kitaplarımla doldu.
En kısa sürede buraya ekleyeceğim fotoğrafı:)

Evimin her köşesini sevsem de kitaplarımla olan bu bölümü ayrıca çok seviyorum. artık Yağmurumda bu kitaplıktan kitap okuyor öyle mutlu oluyorum ki...
Bu blogda onun en minik halleri varken şimdi 11. sınıfta 16 yaşında kocaman bir kız oldu...
Bebekliğinden beri beni hiç yormadı, bu zamana kadar ki dönemlerinde elbette zorluklar yaşadık ama hep birbirimizi anlayarak bu yolda yürümeye devam ettik..
Yağmurun gözünden bakacak olursak eminim daha sıkıntılı anlatacaktır bu dönemleri ve evet eminim bende hak vereceğimdir :)

Zaman çabuk geçiyor, her şey değişiyor, değiştikçe yenileniyoruz...yenilenmek bazen iyi anlamda olsa da bazen de yaşadıklarımızla beraber hayata karşı daha da katı olabiliyoruz. 

Anneannem öldü..
Yazmıştım zaten..
Ölmek ne kadar net bir kelime değil mi..
Önü, ardı, arkası yok..u
Yarın 4 yıl olacak..4 koca yıl. 
Dün Aybarsın fotoğrafındaki anılarda Eylül 2018 Aylin'in ilkokula başladığı yıla ait fotoğrafını gördüm..Biz o gün hastaneye gidecektik, anneannem Aylin'i görsün istemiştim, okul formasıyla...Ama sokamamıştım hastaneye...
Söz vermiştin ya anneanne Aylin'e "Ölmeyeceğim ben" diye :)
Sen sözünü tutamadın, 
Aylin seni unutamadı..
Ona aldığın bir boyama kitabı vardı...sen varken hep boyardı o sayfaları, sen gidince yarım kaldı hepsi..
Gözünün içine bakar gibi bakıyor o deftere, senin onda bıraktığın anılar öyle kıymetli ki...
Yağmur öyle değil, belki çok içine attı onun duygularını öğrenemedim, çok ağladı ama kuruttu içinde belki de bilmiyorum. 

İşe başladım..Her şey öyle yarım kalıyor ki..

22 Aralık 2020 Salı

 


Şimdi böyle erişte yaparken anneanneciğim geldi aklıma. Ne güzel olurdu vakti zamanında kendi yapardı, sonradan komşularına da yaptırıp bize gönderirdi. Her sene hiç aksatmadan bir yolunu bulup gönderirdi. Ne lezzetli olurdu o erişteler. Sapsarı bol yumurtalı. Doyamazdık yemelere.  

Anneannem böyle bize her sene gönderirken aynı zamanda Melahat annemde yollardı. Onun gönderdiklerini yeterince sevmeyince sadece çorbalarda kullanırdım. Şimdi yeniden yaparken içim sızladı, artık yoksun, bize getirdiğin erişteler yok, senden başka kimsenin güzel yapamadığı gözlemeler yok, mantılar yok, beraber içebildiğimiz bir kahvemi yok.. Hiç birinin tadı yok anneannem... 

Yine olmasın , yine yemeyelim ama sen olsan keşke anneannem... Seni çok özlüyorum.


10 Aralık 2018 Pazartesi

Ah anneanneciğim ne derin yaralar açtın yokluğunla bir bilsen, biliyor musun? uyanık mısın? uyuyor musun? hiç bir şey bilmiyorum.
Şimdi çocukları yatırdım, üzerlerini örteyim diye odalarına girdim. Aylin ağlıyordu yattığı yerde. "Ne  oldu?" diye sordum. "Büyükanneannemi düşünüyorum." dedi. "Üzülme Aylincim sen dua et dedim." "Ama dua etsemde canlanmayacak ki, keşke şu an onunla uyuyor olsaydım." Dedi. Beraber ağlamaya başladık. Bu sefer beni ağlıyor görünce bana üzüldü, "Ağlama anne" dedi...
Belki de Aylin aramızda en çok etkilenenlerden oldu, hep nereden bakarsan her gün seni anıyor, bir şekilde seni hatırlıyor. Ve sen söz vermiştin Aylin' e "Ölmeyeceğim Aylin' e söz verdim" demiştin bana...
Tutulmuyor bazı sözler anneanne... Seni çok özledim. Seni çok seviyorum...

8 Aralık 2018 Cumartesi

Kalan...



Anneannem. .. 7 Ekimdi bundan sayısal olarak 2 ay, 59 gün önce. Pazar günüydü annane,
evdeyiz, çok ta halim, mecalim yok. Beklemekle beklememek arası bir ayrımda, o insana dünyayı dar eden bir duygunun boşluğundayım...Bir insanın hayatının asıl nasıl boşluğa düşüşünü çalan bir telefonla hissediyorum.
.
.
.

Seni en son 3 Ekim gecesi gördüm yoğun bakım odasında, şimdiye kadar çaresizliği iliklerime kadar hissettiğim tek andı. O geceden sonra bir daha yanına gelemedim. 7 Ekimde belki de hiç istemeden bizi bırakışının ardından da hiç göremedim, görmeyi yüreğim almadı.
.
Şimdi tüm bunları yazarken... Geçen 59 gün, kocaman bir boşluk.
Her geçen gün düşünüyorum, seninle geçen her günümüzü. Gökyüzüne bakıp bakıp diyorum ki kırdım mı hiç seni annane ? Üzdüm mü annane ? diyorum. Gökyüzüne bakıyorum ki bir nebze ferahlık duyabilmek için, belki bir kuş uçar diyorum tam sorularımın karşısında, belki cevabını bulurum diyorum... Affet annanem diyorum sonra böyle bir hıçkırık kalıyor boğazımda düğüm düğüm.
İyi olana inandırmaya çalışıyorum kendimi. İyi benim annanem diyorum, duyuyor beni diyorum çünkü ben hep o gecelerde seni görüyorum rüyamda, hep güzel hep en güzel.
İnsanın yüreğine acı yerleşmeye görsün, geçmiyormuş annane. Çok özledim seni, kokunu, bakışını, sesini... Sesin kalsaydı bari bi tek,  tek sesin...

24 Mart 2017 Cuma

Seneler sonra olur da okursan Aylinim belki de bana çok sitem edersin, ablama yazmışsın bu kadar da benimle ilgili neden yazmadın diye...Ama her şey değişiyor...affet beni ama kırılıyoruz, yorgunluklarımız artıyor, güçlü olduğumuzu sandığımızda aslında ne kadar zayıfmışız bunu fark ediyoruz...Bazen her şeyden geçmek zorunda kalıyor insan...İnandıklarından, değerlerinden ve bazen sırtını dönüp gitmek o kadar kolay oluyor ki sen bile kendine şaşırıyorsun. hani o çok güvenli kozan var ya hani hiç çıkmam, çıkamam dediğin ...Öyle çıkıyorsun ki attığın adımlarının değerini sorguluyor oluyorsun...
 Son zamanlarda kendimi fazlasıyla yorgun ve fazlasıyla kendimi tanıyamadığım bir yerde görüyorum. çok özlüyorum mesela çok uzak değil yakın bir geçmişte seni pusetine koyup dışarı çıkarttığım günleri ya da öğle uykularında küçük ellerini tutup yanağımı yanağına dayayarak uyuduğumuz hallerimizi... Nedense hep başımı çevirip hep oraya bakıyorum ben...


Geçmiş doğumgünü...

Canım kızım benim, 

Hayallerimiz vardır hani hepimizin, hani senin almak istediğin bir oyuncak gibi ya da gitmeyi istediğin bir tatil gibi...Benim de bir hayalim var, hayatımın sonuna kadar sizinle olmak... bir gün ak saçlı bir anne olduğumda inşallah, karşımda ellerimi tutan bir sen'im bir olsun istiyorum, gözlerinin içine baktığımda tıpkı bugünkü gibi ışıldayan kocaman gözlerin olsun istiyorum karşımda bana bakan...

Seni çok seviyorum, kelimelerin ifade edemeyeceği, bazen benim bile ifade edemeyeceğim kadar çok seviyorum, Annelik hiç bir şeye yetişememektir ya, bazen sevgime bile yetişemiyorum sanıyorum...Sanki o önde uçan bir kelebek bense onu yakalamaya çalışan küçük bir çocuk misali...

Artık 9 yaşında oldun, Seni kucağıma alalı tam 9 yıl olmuş, daha dün gibi hatırlarım kucağıma geldiğin an'ı...yumuk yumuk gözlerin, Hayata yorgun gelişin, minicik ellerinin gücüne şaşırdığım sımsıkı tutunuşun bana...

Zaman çabuk geçiyor bense zamanın getireceklerinden korkak yaşıyorum... 

Dilerim ki, güçlü, kararlı, yürekli, cesaretli dimdik ayakta durabilen bir kadın olursun büyüdüğünde de...İçindeki çocuğu kaybetmeden, çocukluğundaki anılarını unutmadan, yaşamına kendi başına yön verebilen bir yetişkin olursun...

Acılar da olacak hayatında, yenilgilerde, haksızlığa uğradığını da düşüneceksin, çırpınacaksın belki ama eline hiç bir şey geçmeyecek, pişmanlıkların olacak geriye dönüp baktığında, keşkelerin olacak sızım sızım sızlandığın, hayat hep tatlı tatlı gülümsemeyecek yüzümüze, işte bu zamanlarında unutma ki senin ellerini tutan, ağladığında sana sarılan, her zaman seni yaşadığın tüm kırgınlıklarınla sahiplenecek bir ailen olacak yanında....

Sen benim ilk miniğimsin, bana anneliği yaşatan ilk gözağrımsın...Biliyormusun? hiç büyümeyeceksin, ben her gece gelip sen uyurken ayaklarını öpmeye devam edeceğim, yüzünü öpmelere doyamayacağım, Senin yeni bir şey öğrendiğinde ağzını açıp şaşkın şaşkın bakışlarını izlemeye devam edeceğim...

Ve şunu da bil ki bir abla olarak, kardeşine yaklaşımında  olgun, anlayışlı ve hep bana yardımcı olan duruşunla seninle gurur duyacağım....Senin gibi bir evlada sahip olmak benim en büyük şansım, Hayatta yaptığım en güzel en doğru şey Sen ve kardeşin....Sizi çok seviyorum...

Şansın , bahtın açık osun güzel yavrum...İnşallah nice yaşlarını görüp nice mektuplar yazarım sana, İnsana sadece anıları kalıyor büyüdüğünde çünkü, İnşallah sen de güzel anılar biriktirirsin yaşamın boyunca, 
İnşallah sağlıklı, mutlu, güzel bir ömrün olur, 
Ve O ömrün boyunca hep elele kalmak dileğiyle benim güzeller güzeli kızım....

İyi ki doğdun!





17 Haziran 2015 Çarşamba

Çok kısa...


Büyüdük biz...Hatta yazmayalı kocaman olduk, Yağmur'um 9 yaşındayken, Aylin'im 3,5 yaşında oldu...

Neler mi yapıyoruz? Önce Yağmurumu anlatayım.  Koca bir okul yılını daha geride bırakarak 4. sınıfa geçmiş bulunduk...O kadar hızlı geçti ki seneler daha dün minicik ayakkabılar alırken ben kızıma, şimdi takma tırnaklar alır oldum:) çok heves etmişti kışın, rengarenk tırnaklar satılıyor minicik minicik, tatil olunca alırım diye söz vermiştim nitekim aldık iki gün zor dayandı çünkü istediği gibi hareket edemedi tabi, nihayetinde daha çok çocuk:) Çok uç istekler değilse istediği şeyler hevesi kırılmasın diye yapmaya, yapmasına izin veriyorum çünkü hepsi aslında bir heveslik varsın çocukluğunda da istediklerini yaşasın.

(Günlük yazınca daha rahat oluyor böyle birikince ne anlatacağımı şaşırıyorum...)

Aylinim ise tam bir sevgi yumağı kıvırcık saçları, boncuk kara gözleri ile evin içinde koşturup duruyor...henüz okula başlamadı Eylül ayında okula başlayacak inşallah. sanmıştım ki ikinci çocuğum da birinci gibi olur ama büyük yanılgı. Aylin ablasına nazaran çok daha bıcırık, huysuz, cadı bir çocuk. Yağmur'un bu kadar olgun olması en büyük şansım yoksa günler çok zor geçerdi bizim için....

Dediğim gibi günlük olarak yazarsam daha iyi olacak, şimdi pilav yapmam gerek, akşam oldu:)


24 Ekim 2014 Cuma

uyku sorunsalımız

Din don ben geldim, geleceğimi söylemiştim:)

Aylin'i öğlen uykusuna yatırdım, sabah erken kalkıp, kahvaltımızı yapıp hemen dışarı attık kendimizi, biraz küçük kıvırcıkla dolaşıp evimize geldik, akşama yenilecek yemeğimiz yoktu oturdum kereviz yaptım Aylin oyun hamurlarıyla oynarken, aslında evde odalara sinen yemek kokularını hiç sevmem ama bugün yaptığım, sırf portakalın suyuyla pişen kereviz inanılmaz bir ruh kattı evime...Şu yemek kokularının da mutlu edici bir özelliği var ya değmeyin keyfime....

Yağmurcuk okuldan gelince her ne kadar okulunda öğle yemeği verselerde de aç geliyor, tabi öğlen yemeğini nasıl , ne kadar yiyor o da şüpheli ve hal böyle olunca anlıyorum ki yemiyor yoksa evde yemek için bir şeyler aranmazdı...Her neyse ben her zaman çocuğum okuldan gelince,  burnuna güzel kokuların gelerek, mutlu olmasında yanayım. Hatırlarım ben de küçükken okuldan eve döndüğümüzde mutlaka anneciğim bize de bir şeyler hazırlardı, o kadar keskin bir şekilde kalmış ki bu hafızamda, işte önem verişimde bundan...ayrıca geçenlerde okuduğum bir yazıda evdeki yemek, kek vs. kokularının aile içi iletişimi sıcak kıldığı ve mutlu ettiğini de yazmışlar...nereden nereye şimdi ne yazıyordum nereye geldim:) evet yağmur okuldan gelince yesin diye ona pufur poğaça yapıyorum, içi boş oluyor ve yağmur çok seviyor, hamurumu uzun süre mayalıyorum ve pişme zamanını yağmurun gelmesine yakın yapıyorum ki hem sıcak kalsınlar hem de kokusu yayılsın...

Hani bugünkü konu uykumuzdu ya, ben çok çeker oldum bu uyku meselesinden, düzene sokamadım, ben düzene tam sokunca araya bir sürü şey girdi. 

Yağmur bebekliğinden bu yana uyuma zamanı ya da gece uykusu, gündüz uykusu olsun bana ve bize hiç sorun çıkarmayan bir çocuktu lakin Aylin bebekliğinden bu yana ten temasını çok seven bir bebek oldu bundan sebep mi bilmiyorum uzun süre yanımızda uyudu, ayırmaya çok çalışsam da kucağımdan bırakır bırakmaz ağlamaya başlıyordu ve ben o modern ferber vs. yöntemlerini deneyemedim. 
Yakın zamanda Yağmur ve Aylin'in odalarını birleştirdik. Bunun zamanında ve yataklarında kendi kendilerine uyumalarında (yağmur için söylemiyorum) çok etkisi oldu Aylin ablasını görünce hoşuna gitti ve ben sadece yanlarında loş ışıkta otururken uyuyabildi Aylin...buraya kadar her şey çok güzel...başardığım için mutluydum 21.30 dediğimiz zaman max. 22.00 de uyumuş oluyorlardı ikisi de.. Bu mutluluğu kendi ellerimle bozdum, kendimce sebeplerim vardı. Şöyle ki, Yağmur'a altı çalışma masası, üstü yatak olan bir kombinasyon yaptırdık...yerden tasarruf etmek için özel olarak yaptırdık bunu, yalnız biz alt çalışma masasını rahat kullansın diye yatağı baya yukarıdan kurduk böyle olunca tavan ve yatak arası mesafe çok az kaldı ve sanıyorum ki (ben de yatınca çok rahatsız oluyorum) yağmurda bundan  rahatsız oldu..sürekli gece uyanmaları, korkuları başladı. zannımca hiç bir zaman söylemese de sevmedi yatağını ...Diğer bir sebep odamızın arka tarafta kalması ve çok fazla ışık almaması..hele ki kışın sabah 8' de uyandığında yağmur sanki hala geceden çıkamamışsınız hissiyle uyanmakta çok zorluk çekiyordu ve çok haklıydı...Ben de çareyi ön tarafta ki boş hobi odamızdaki yatakta yatırmakta buldum yağmuru ve bu konuda rahatladık, sabah uyanmalarımız sorun olmuyor, sadece gece uyanmalarımız, yanımıza gelmeler, birimizi yanına çağırmalar var...bu durum beni çok üzüyor ama  zamanla geçeceğini düşünüyorum üstüne gitmiyorum ama böyle de bir sıkıntımız hala devam ediyor işte:(
Aylin ise düzen böyle oluna ve ablasını odasında göremeyince yatağında yatmamaya başladı, şimdilik Aylin'i benim yanımda uyutuyor ve gece yatağına bırakıyorum...kısacası iki kızımda da odalarına karşı bir aidiyet duygusu geliştiremedim...aynı şey oyun oynarken de geçerli, nedense hep o salonun ortasında oynanır bütün oyunlar...:)
Şimdi bütün bunları anlatışım bunun bir sorun olduğunu düşündürüyor olabilir ama ilk günler ki gibi çok sorun yapmıyorum bunu, zamanla geçeceğine inanıyorum...Şimdilik bu düzen evet beni belki çok mutlu etmiyor ama onlar mutlu:)
Böyle düşünme sebebim daha yeni okuduğum Pınar Mermer'in Yavaş ebeveynlik kitabı....
Gerçekten sakin kalabiliriz, kaygılarımızı kenara bırakıp onların gözünün içine bakarak ve ellerinden tutarak aşabiliriz bütün sıkıntılarımızı...
Ben buna inandım ve bu yolda daha mutluyum...
Elbette böyle kalmayacağız, benimde hala kafamda  ürettiğim çözüm yöntemlerim var ama acele etmeden yavaş yavaş...:.)

Hadi şimdi ben pufur poğaçalara şekil vermeye gidiyorum..
Zamanla daha iyi olacağım ..eskisi gibi:)

23 Ekim 2014 Perşembe

Kısa özet:)

Sene olmuş yazmayalı ya da hadi kendimi daha iyi hissedeceksem yaz(a)mayalı diyelim:)
Nasıl kendimi kandırmaca oldu ama değil mi:)

Aslında her şey akıllı telefon denilen aletle tanışınca başladı, o zamana kadar yine az çok şu klavyede harfler arasında boğulurken ben, meşhur akıllı telefonlar baktım ki beni bozmuş. Beni bozmaya başlarken bir çok şeyi de yitirir olmuşum... zamansızlık yalanının arkasına sığınacak kadar kötü olmuşum, kabul ediyorum...

Ama hatanı anlamak ve doğru yolu bulmakta bir meziyet:) zararın neresinden dönülürse kardır.

Şimdi kendimle ilgili bahsedeceklerim çok ama ben biraz kızlardan bahsedeyim malum bu blogda öncelikli hak onların.

İlk göz ağrım, minik ergenim Yağmur şimdi 8 yaş 3 aylık:) 3. sınıfa gidiyor ve oldukça farkında bir çocuk, artık müdahale etmekte zorlandığım tamamen kendine münhasır --tabi olması gereken gibi--- bir çocuk. Sorunlarımız olmaz mı var tabi ki ama her gün kısa kısa bahsedeceğim bunlardan...

İkinci numaram Aylin 2 yaş 9 aylık:) hala benimle, evde annesiyle zaman geçirmekte...bıdır bıdır konuşan, her geçen gün yepyeni cümlelerle bizi şaşırtan, çoğu kez güldüren miniğim...
Bebekliğinden bu yana ufak kazalar --bazıları ne yazık ki büyük kazalar :( --yüzünden çokça üzüldüğümüz ve üzülen Aylin'imiz... Allah başka dert vermesin deyip avunduğumuz kıvırcık Aylin'imiz...
Aylin ve başından geçenler ise ayrı bir başlık altında toplanacak...

Bu yazım ve bundan sonra ki ilk yazılarımda bolca  yazım hataları olabilir, cümle düşüşleri olabilir, bu konuda affınıza sığınıyorum, malum çoğu zaman aceleye gelmiş yazılar olacaklar çünkü:)

Haydi o zaman daha fazla zaman kaybetmeyelim...Yarın ki konumuz 'kızlarım ve uyku sorunları' olsun.

Heyecanla yarını bekliyorum zira çok özlemişim buraları ben:)

13 Kasım 2013 Çarşamba

yau ne menem, tembel bişi oldum çıktım ben, tamam iyi doyasıya yaşıyorum ben bu kuzularla da 
e insaf !
insan şuracığa bir iki satır bişicikdemi yazmaz ! cık cık cık çok kızdım kendime şimdi...

Hiç bu kadar tembellik yapmamıştım...
Yarın yazayım bari...

24 Eylül 2013 Salı

Hafta sonu günlüğü


Kapalı bir hava ve biraz hasta gibiyiz...ben zaten tatilden döndüğümüzden bu yana bir iyi bir kötüyüm hafif nezle ve kırgınlık şikayetlerim vardı. şimdi de aylin biraz böyle oldu, hafiften burnu akıyor ama genel hali iyi. hastalık üzerine bu hava da eklenince evdeyiz vallahi süt almaya gidecek halimiz yok:( ama süt oburu kızlar varsa evde ki artık ben de eklendim bu listeye gidip almamız gerek.

Neyse ben hafta sonundan bahsedeyim biraz , hafta sonu cumartesi günümüz oldukça hareketliydi yine bir doğumgünümüz vardı ama öncesinde Moda Parkında "beyaz yakalılar bişi yapsa" etkinliğine gittik, bizim çocukluğumuzun oyunlarını bizim çocuklarımıza oynattılar çok eğlenceliydi, yağmurda keyif aldı, lastik oynadı, ip atladı (ki bunu zaten yapıyor), tuzluk yaptı kağıttan, topaç çevirmeye çalıştı, yılan ve seksek oynadı:) ne güzel çocuklarmışız biz o zamanlar....nerede bu kadar oyuncak tak lastiği bacağına zıpla dur, sıkıldın mı al topu eline yakantop oyna, o da mı olmadı yine sadece topla istop! renklisi bile var üstelik, o da olmadı çiz yere sekseğini, at taşı sayılara atla atla dur ve daha neler neler...ihtiyacımız olan tek şey arkadaşlarımızdı...
zaman bize iyi şeylerde getiriyor ama bir o kadarını alıp götürüyor işte...yine de tekrar etmek, o günlere gitmek, çocuklarımızın bunları bilip bizi anlayabilmesi de güzel şeyler...havanında güzel olmasıyla beraber  çok keyif aldık ki ben uzun zamandır moda'ya gitmemiştim, bütün sokaklarını karış karış gezesim geldi ama bir doğumgününe yetişmek zorundaydık...
Doğumgünü yağmurun sınıf arkadaşınındı, geçen yıl çok fazla katılamamıştık doğumgünlerine ama bu yıl oldukça katılacağız bu yağmurun arkadaşları ile uyumu için önemli...doğumgünüde akşam saatlerine kadar sürdü...ne gezentiyiz yaw...Pazar günü ise ikea ya gittik, biraz fikir edinmek ve yine gezmek için sonrasında eve geldik babamız maça gitti ben de bir pazar günü hiç yapmadığım bir şeyi yaptım ve uyduruktan ev temizledim:) yaz dolayısıyla halıları kaldırmıştım ama havalar serinledi artık ve ben halılı evimi özledim o bakımdan yapıldı bu uyduruk temizlik iyi de oldu hafta içine işim kalmadı yoksa hiç adetim değildir bir pazar günü temizliği:(  yağmurda kendi odasını temizledi :) bu hafta için anlaşma yaptık eğer bu hafta boyunca odası düzenli olursa ve kitabını bitirirse hafta sonu sinemaya gideceğiz diye:) ben bile sevindim bu anlaşmaya bana da bir fırsat doğdu kızımla baş başa film izlemek için...sonrasında böyle bir anlaşmayı neden yaptım ki diye düşünüp üzülsem de kararımı değiştirmedim, bu sayede bazı şeylere ulaşabilmek için bir şeyleri doğru yapması gerektiğinin farkına varır...hım? olmaz mı? abarttım mı:) bu annelik böyle bir şey işte, deli işi! 

kokoş aylinin kokoş fotolarını göstereyim bir de:) ne yapacaksın evde kokoş ablası olunca onunda kokoş olması kaçınılmaz! nereden görüyorlar böyle anlamıyorum hayır ben de böyle bir şey değilim ki?


Perim benim kitap okurken sızmış...okuduğu kitap Lev Tolstoy - Küçük Şeytan ve dün bitirmiş.  hikaye kitabı. Yağmur Tolstoy'un 16 çocuğu oldugunu öğrenince çok şaşırdı:)


topuklu ayakkabı görsün hiç kaçırmaz.

Yağmur ders yapacaksa o da karıştıracak..bu Aylin'in tek gerçeği:)


Moda parkında kısa bir çay molası.


veee oyun zamanı..



Aylin uyandı, biz sütümüzü almaya gidelim artık:)

20 Eylül 2013 Cuma

birikenler...


Kış mı geliyor ne? kışın camı açtığımda  buz gibi havayı suratıma tokat yemiş gibi hissetmeyi mi özledim ne? evet güneşi görmeyi özlüyorum böyle günlerde de ama  ben yine de en çok kışı seviyorum ama sadece bahara kadar:) 
Biraz tutarsız oldu ama şimdi bu haldeyim ne yapayım, kış gelince mutfağa dönmeyi seviyorum ya,  yağmurum okuldan gelince ona süprizler hazırlamayı seviyorum ya, kapıyı koca gözlü, minik burunlu kızıma açtığımda burnuna fırından yeni çıkmış  kekin kokusunu hissettirmeyi özlüyorum ya işte ben o yüzden bu moda girdim üzerime giydiğim polar sabahlığımla:) 
yalnız şu bir gerçek ki yağmur hiç bir zaman o yapılan kek ya da türevi şeyleri iştahla karşılamıyor, yumulup yemiyor:( 
beze dışında.


haydi biraz daha fotoğraf


Düğüne gitmek için kuaförde süslenen yağmur...


Karakaleme bürünmüş aylin...


bebekken banyoyu hiç sevmeyen ama şimdi günün her saati "bici" yapmak isteyen aylin


Tatile gitmiş aylin


suya dalan yağmur


snack serviste annesinin topladığı bezelere yumulan yağmur


"paaataaa" diyip sürekli parka götürülen aylin...


toplarla aşk yaşayan yağmur


kendilerinden geçmiş iki kokoş...


topuklu ayakkabı meraklısı aylin 1


topuklu ayakkabı meraklısı aylin 2


aslında uyumasalar sırtlarını birbirlerine hiç dönmeyen uyuyan güzellerim


Çilingoz hatırası fotoğraf karesinde ben...
tadı damağımda kaldı, o nasıl muhteşem bir denizdi öyle...doymadım doyamadım, ne manzarasına ne dinginliğine ne berraklığına...çıralıdan sonra aşık olup kaldığım ikinci deniz...
Bir daha ki yazlara inşallah...

geldim geldim!

Güzel bir açılış, bir dünya fotoğraf yükledim yüklerken oturdum başında bekledim hatta o arada aylini bile uyutmayı başarabilip şuraya iki satır yazmaya koyuldum ki parmağımın ters bir hareketiyle bütün fotoğraflar silindi....tekrar yükleyeceğim elbette ama şimdi hazır aylin de uyumuşken az da olsa yazayım...
Kötü oldu bu iş, çok uzak kaldım artık içimde yazmaya dair ne kadar kuvvetli hisler varsa da bir  o kadarı da beni cümle kurmaktan alıkoyan hislerin olması...nasıl bir ruh halidir bilmiyorum ama sanırım üzerine giderek toparlayacağım...
Uzunca bir süre oldu belki çocuklar olmasa 3 ay önce ne yazdıysam şimdi de değişen hiç bir şey olmamış gibi buraya aynılarını yazardım kendime dair.. ama evde büyüyen iki çocuğun varsa hayatında da çok değişiklik var demektir...Bu süper balık hafızamla hatırlayabildiklerimi yine çocuklarım ve kendim adına yazacağım burada...evet bu balık hafıza olayına girmişken gerçekten bu doğumlardan sonra hepten okuduklarımı da unutur oluyorum :( çok mutsuz ediyor beni bu durum çünkü merak edip öğrendiğim bir şey dahi olsa bir kaç ay sonra "aa ben bunu okumuştum, biliyordum :( " hallerine düşüyorum ve sonuçta hatırlayamıyorum...kendi kendimi tedaviye giriştim sözde "b" vitamini alıyorum o da düzenli alsam belki işe yarayacak... ama neyse fırsat bulursam bu konuda bir dr. kontrolunden geçeceğim inşallah.

evet tatillerimiz bitti...okullar kapanıpta çatalcada başlayan tatilimiz arada bir antalya kaçamağı sonrası yine çatalcada sonlandı...şimdi artık okullu olduk yeniden, geçen yıl yaşadığımız heyecanlar yeniden depreşti ve 2. sınıfa başladık...umarım bu okul yılımız da hepimiz için önce sağlık, mutluluğumuzla, sonra da başarıyla geçsin. Yağmurla ilgili hikayelerim yine dopdolu ama zamanı geldikçe bu hikayeleri bloğuma tekrar alışma turlarında yazacağım...

Hep söylerim yazmaya ara verdikçe yazacak çok şeyim olduğunu ama yazamadığımı...durum yine aynı, aylinin sadece 1 saatlik uyuma süresi var ve inanın ben o 1 saatte kendimle ilgili ne gibi bir güzellik yapsam diye düşünüp duruyorum:) bu günkü süreyi bloğuma yazmakla geçireceğim ama sanırım bunun için en ideal zaman geceleri olacak...malum derin uykuların zamanı:)

Şimdi şöyle yapacağım fotoğraflarımı tekrar yükleyeyim, sonra onlar hakkında da bir şeyler yazıp bu postu kapatacağım, yarın ve ilerleyen günlerde uslu durup sözümü tutacağım ve yeniden yazan, yazmaya aşık kadın olacağım:)

Şimdi fotoğraflar yüklenirken ben de günlük ilk kahve kupamı elime almaya gidiyorum..

Bizi takip eden tüm blog arkadaşlarıma sevgilerimi gönderiyorum:)


ve işte tatilimizin ilk günü veee aylin kuma basarrr:)


Abla kardeş yayıldılar yoncaların üstüne ama aklımız havuzda kaldı bu kareler çekilirken:)



Titreyen göl...ama hali içler acısıydı onu ayrı bir konu başlığı yapacağım:(


yummy yummm toplara yumulan kız:)



anne ve kızları poz peşinde:) ortadaki hariç.









Hayat sana güzeldi tatilde bebeğim, tatile gelmeden önce hep şu son karenin hayalini kurdu yağmur, kokteylini alıp havuz kenarında içme hayali, bütün hayallerini gerçekleştirdi yavrukuşum, tatilin 3. gününde sanırım güneş alerjisi oldu, bütün suratı şişti kuzumun, güneş dedim  ama biz havuza da bağlayıp gözlük edindik sonrasında, bu sayede dalarak suyun altında da yüzmeyi başardı miniğim, bayağı geliştirdi kendini.
Her şey çocuklukta...o cesareti buldun mu kimse tutamıyor seni ama büyüyüp korkuların çoğalınca cesaret de edemiyor insan çoğu şeye...o yüzden yağmurun erken yaşta kazandığı her beceri benim için sonsuz mutluluk ve övünç kaynağı oluyor...
Tatil de daha çok resmimiz var ama şimdilik bunlarla idare edelim.

Aylinse ilk tatilinde bize huzursuzluk yaratmadı, suya girmeye yağmur kadar hevesli olmasa da ortama  ve bize uyum sağlayan bir çocuk oldu bu yüzden ayrıca teşekkürü haketti 20 aylık minnoşum:)
Çocuklarla benim tatilimin en güzel  yanı ise odadan çıkınca arkadaki dağınıkları düşünmemem ve "ay ne yicez?" sorularının cevaplarını aramayışım oldu:) bu duygu da bana uzun uzun güneşlenemesem de, elime aldığım kitabı bitiremesem de yetti sayılır:) 

Kısacası güzeldi, 2 yılın üzerine tatile gitmişiz olmasın mı :)

19 Ağustos 2013 Pazartesi

buradayım...

"Bir çocuk hiç çocuk iki çocuk çok çocuk" gibilerinden bir söz vardır, ben bu sözü aylin'den öncesine kadar hiç duymamıştım belki de beni çokta ilgilendirmediği için duyupta hafızama kazımamış ya da anlamamışımdır büyük ihtimalle  ama şimdilerde bu sözün getirilerinin o kadar çok farkındayım ki şuraya iki satır olsun yazamıyorum...yazamamamın başlıca nedeni elbette ki iki çocuğum ve beraberinde ki sorumluluklarım sonra da git gide hayatımızı kolaylaştırdığını düşündüğümüz ve de bununla beraber iyice bizi tembelleştiren teknoloji...kısacası akıllı telefonlar...nihayetinde ben de mayıs ayının 2. haftasının pazarında kuzularım ve babamızın katkılarıyla  akıllı bir  telefona sahip oldum ve her şey o kadar elimin altında ki şu bilgisayarımı açıpta, alıp elime kahvemi yazamadım karşına kurulup...
Şimdilerde tek isteğim artık bir düzene girmek...buna çok ihtiyacım var...yaz geldi mi çatalca-ortaköy-tatil-çatalca-ortaköy vs ler içerisinde dolanıyoruz, ayrıca yaz oldu mu yani tatil, evde ki düzende alt üst oluyor, çocukların uyku düzeni değişiyor, uyuma uyanma halleri değişiyor ve ben gerçekten toparlayamıyorum...:( 

İşte bu yüzden Eylül ayına girecek olmamıza seviniyorum öyle ki kış temizliği yapma hevesim bile kabardı...en çok temizlemek istediğim yer yağmurun hınca hınç dolmuş odası...! yani plan hazır :)

Ayrıca inşallah öyle bir düzen kuracağım ki artık her gün burada günlük misali yazıp duracağım gelişen ve birikmiş her şeyi...güzel planlarım var  her mevsim dönüşünde olduğu gibi:)

ama sırada bizim bir tatilimiz var kaç aylardır beklediğimiz:) yağmurumun  gözlerinin içinin parladığı, heyecanla beklediği tatilimiz...umarım her şey güzel geçer, bebeklerim doya doya tatilin tadını çıkarırlar:)

Sonrasında söz veriyorum burada her gün yazacağım:)

28 Temmuz 2013 Pazar

Yazamiyorum ...yazamiyorum...yazamiyorum...yaz geldi yazamiyorummm...
Sanki kisin daha mi cok yaziyordum hayir ama en azindan iki cumlede olsa kurup paylasiyordum...
Iste bu yuzden sirf o iki cumle icin bile olsa kis gelsin istiyorum ki hala yaz tatili yapmamisken...
Simdilerde catalcadayiz annemin yaninda
..cok sey degisti hayatimizda mesela en onemlisi aylin bebegim memeyi birakti (:
Cok fazla yazamiyorum ama yazmayi cok ozledimmmmm....

19 Haziran 2013 Çarşamba

yağmurun büyük tavşan evini açtığı an!!!!



sonunda oldu, yağmurun hep dualarında istediği kocaman tavşan evi oldu:)
Ocak ayında canikosu ona küçük tavşan evi almıştı, yağmurun aklıı hep büyükte kaldığı içinde canikosu ona daha sonra büyüğünü alacağına söz vermişti, nihayet hem karne hem doğumgünü hediyesi olarak tavşan evini bize kargoyla yollamış:) yağmurun sevinci görülmeye değerdi, ona söylemediğimiz için süpriz oldu ama ne süpriz, yağmur kutunun ucunu açıpta onun tavşan evi olduğunu görünce inanılmaz heyecan yaptı, mutlu oldu "çok duygusallandım şimdi" dedi:)
Sevgili caniko çok ama çok ama çok teşekkür ederiz bizim hayalimizi gerçek yaptın:)
şimdilerde ev döşeyeceğiz...oturma odası, banyo, tuvalet, tv, yatak odası vs.... çok işimiz var...

 
 
 
 
Posted by Picasa

11 Haziran 2013 Salı

dile kolay 5 yıldır yazıyorum buraya keşke her dönem aktif olabilsem ama aylinden sonra ne yazık ki zaman ayırıpta yazamıyorum, zaman öyle kıymetli oluyor ki benim için aylinin günde 1 saatcik uyuduğu zamanda ise hiç bir şey yapmayıp elime kahvemi alıp, ayaklarımı uzatıp öylece kalakalmayı tercih ediyorum...artık bu sakinliklerim de bitecek malum okullar tatile giriyor, yağmurum da evde olacak, olsun evimin tadı tuzu neşesi onlar, bir bakarım koltuk tepelerinde zıp zıp zıplıyorlar, bir bakarım sakince bir köşeye sinip oyun oynuyorlar, hoş aylin daha oyun oynayamıyor pek ama hayran hayran ablasını izlemek ona ayrı bir heyecan veriyor ki bunu yüz ifadesinden anlayabiliyor insan...

anlatacak çok şeyim var yine, belki kafam rahat olsa aklım orada burada olmasa burada oturup saatlerce yazabilirim zira içim çok dolu...

Yağmurumdan başlayacak olursam artık okul hallerinden çok sıkıldı, genelde her sabah karın ağrılarımız, bacak ağrılarımız şeklinde çıkıyor bu sıkıntılar, onu anladığımı ama tatile çok kısa bir süre kaldığını söylüyorum, bunun duygusal bir sıkıntı olduğunu anlatıyorum ona, öyle olunca biraz rahatlıyor...geçen sabah sırf bu sebepten okula giderken bir baktım ki geri dönmüşler babasıyla, karnı ağrımış, midesi bulanmış bunda muhtemelen o hafta sonu ödevlerini yapmayışının da etkisi vardı ya neyse içeri girince ah canım vah kuzum diyerekten pijamalar giyindik, üzerimize battaniyeler örtündük ama yağmur bu.. durur mu kalktı ben nereye ev kurabilirim anne demeye, neyse ev kurdu oyunlar oynadı baktık ki turp gibi :) naz yapası tutmuş hasta olası gelmiş kızımın ne yapalım. kırdık okulu anlayacağınız:)

Diş randevularımız her hafta sıklıkla devam ediyor, kuzumun sorun yaratan bütün dişleri tedavi edildi, çekilecekler çekildi, en son dün ölçü almaya gittik, haftaya ağız içi apareylerimiz takılacak...


yarım kaldı inşallah yazabilirim bu gece aylin güzel uyursa....

doğumgünümüzzzzzz


evetttt ben geldimmmmm
çok yazamayacağım ama özetle biz yağmurun doğumgününü bu sene yine erken kutladık, daha önce ki senelerde kreşte arkadaşlarıyla kutluyorlardı, bu sene de bu geleneği bozmak istemedik... yağmur sadece ve sadece kreş arkadaşlarıyla doğumgününü kutlamak istedi, biz de yıldız parkında 8 haziranda doğumgünümüzü yaptık...
Her şey çok güzeldi, her gelen misafirimiz bizim için ayrı özel, bizi ayrı heyecanlandıran dostlarımızdı, yağmur ne kadar çok seviyorsa ben de o kadar çok seviyorum hem arkadaşlarını hem de ailelerini....

aylinim hasta olduğu için çok yazamayacağım, ama birazdan bir kaç gün önce gece yazıp da bitiremediğim bir yazımı paylaşacağım...

İşte benim masum bebeğim arkadaşlarını beklerken....

 


Bu da kurabiyem aylin teyzesinin kucağında....


Yağmur ve kankileri ama en kankimiz solda ki Dila:)
 


Renk katsın diye bir de palyoço geldi bize, çok haz etmesem de çocuklar seviyor, hoş hiç gerek yoktu çünkü çocuklar öyle özlemişler ki birbirlerini birilerinin onları eğlendirmesine hiç gerek yoktu:) zaten bir süre sonra baktım kızcağız boş boş bakınıyor sordum nedir durum diye de "kendileri oynamak istiyorlar" dedi:)


Şaşkın aylinim
 


ta taammmmm pastamız! ben yapmadım:) aylinin doğumgünü pasta stresinden sonra açıkçası göze alamadım:)
teması alice harikalar diyarında....
 
 
 
 
 
 


Hepsi çok tatlılar:)


ve iyi ki doğdun benim dünyalar güzeli kızım, ilk göz ağrım...
 
 
 
 
Posted by Picasa

Yağmurun yüz ifadesi:)

 
 
 
 


Bu resmi özellikle koydum yam yam kızını teyzem görsün diye:)
 

Yüz boyamalar başladı...

minik kelebekimmmm
 

Alp...malumunuz yağmura aşıkkkkk
 

palyaço kız hüzünlü...istenmiyor...
 
 
 
 
 
 
Posted by Picasa

İşte bir doğumgünümüzde böyle geçti...çok ama çok mutluyduk, yağmur inanılmaz keyifliydi arkadaşlarıyla...

5 temmuz'da 7 yaşını bitirecek minik kuzum benim...
sanırım hep minik kalacak benim için...
her gece annesi ve babasının yanında uyumayı isteyecek kadar minik hem de...

  Günlük hayatın diliyle bile bazen yazıldığında geriye dönüldüğünde ne çok şey anlatıyor şu satırlar. Aklımızda kalır sanıyoruz, hiç unutul...