28 Ekim 2010 Perşembe
Çok hüzünlü, şarkıyı dinleyince çok etkilendim acaba ne demek istemiş dedim... belli ki çok aşık olmuş, çok sevmiş, unutamamış...belli sesinden dedim...gerçekten öyle çıktı...Bazen sen anlatamazsın da şarkılar anlatır seni böyle...
KIZILDERİLİ YAZI - L'ETE İNDİEN
Biliyorsun, Hiç mutlu olmamıştım o sabahki kadar
Bir plajda yürüyorduk, biraz bunun gibi
Mevsim sonbahardı
Havanın güzel olduğu bir sonbahar
Amerika'nın kuzeyine özgü bir mevsim
Orada buna "Kızılderili Yazı" diyorlar
Ama sadece bizim yazımızdı o!..
Marie Laurencin'in bir suluboya tablosuna Benziyordun uzun elbisenle
Ve hatırlıyorum, çok iyi hatırlıyorum
O sabah sana söylediklerimi
Bir yıl geçti, bir asır geçti, Bir sonsuzluk geçti aradan...
İstediğin yere gideceğiz
Sen ne zaman istersen
Ve gene birbirimizi seveceğiz
Aşk öldüğünde
Bütün hayat o sabah gibi olacak "Kızılderili Yazı"nın renkleriyle
Bugün çok uzaktayım O sonbahar sabahından
Ama sanki oradaymışım gibi Seni düşünüyorum
Neredesin? Ne yapıyorsun? Ben senin için hala var mıyım?
Kum yığınını asla beklemeyecek olan Şu dalgaya bakıyorum
Görüyorsun, o dalga gibi öne geliyorum
O dalga gibi kumun üstüne uzanıyorum
Ve hatırlıyorum Hatırlıyorum gelgitleri
Güneşi ve denizin üstünde gezinen mutluluğu
Bir yıl geçti, bir asır geçti,
Bir sonsuzluk geçti aradan...
İstediğin yere gideceğiz
Sen ne zaman istersen
Ve gene birbirimizi seveceğiz
Aşk öldüğünde
Bütün hayat o sabah gibi olacak "Kızılderili Yazı"nın renkleriyle
Sabah sabah kendim için yapacağım en kötü şeyi yapıyorum yine:(
Yağmurum gitti okuluna, hava yine suratı asık bir şekilde bakıyor camlardan bana, yağmur yağıyor...
Bugün kızımın okulu yarım gün, saat 1 e doğru almaya gideceğim mümkün olduğunca kırmızı beyaz giydirdik ...
Cumhuriyet özgürlük demek, gelse keşke Atatürk tekrar...
Bugün yazma şeklinde değilim... :(
Hep bir umutla yaşamaya devam edersin...
Ama bazen de o umutlar yok olur biliyormusun...
Uzakta kalmak acılarını hafifletir insanın...
Ya bir şarkıda bulursun onu, ya buluştuğun bir yerde, ya da ilk bakışını hatırlarsın sana...
O bakış doldurur her şeyi işte, unutamazsın....
Belki ağlamaların kesilir ama yüreğinde ki acı hiç kesilmez...
28 ekim 2010 sa.09.31
27 Ekim 2010 Çarşamba
"Bağla bacaklarını" (bağdaş kur demek oluyor)
"Poponla otur" (buna çok gülüyorum:) )
"Eller kollar bağlı tıp ağızlar kapalı tıp"
"Uslu çocuk ol, şeker çocuk ol, ellerini kollarını bağla"
"Şimdi film izleyeceğiz çocuklar herkes sessiz olsun biz sinemaya tiyatroya gidince böyle mi yapıyoruz hayır yapmıyoruz o yüzden herkes susuyor"
"Ezgi sinirlenmeye başlıyorum poponlo otur" (şu an öyle diyor)
Hımm şimdi öğretmen oldu ya gösteri varmış gösteriye katılacak çocukların listesiymiş bu da, grup grup alacakmış çocukları sınıfa...
Ay bi alem kız ne laflar var da ben şimdi unutmayayım hazır oynuyorken yazayım dedim...bu yazıya devam edicem daha...
çok fazla oldu bu aralar bu misafirlerrrr .........ya bir nefes mümkünse bir kaç ay uğramayın:)
Şarkı yalnız beddua gibi...istemem sevdiğime bu şarkıyı söyleyeyim...
Tesadüfen dinledim bu şarkıyı ama çok güzelmiş...
Sen kimseyi sevemezsin
Sevmeyeceksin sevmeyeceksin
Rüzgarlarin önünde
Kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek sürükleneceksin
Sefkat nedir ask nedir
Ömrünce bunu bilmeyeceksin
Rüzgarlarin önünde
Kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek sürükleneceksin
Zeki Müren
Sürüne sürüne mutfağa gittim ama seviyorum el çabukluğumu bazen gözümde büyüttüm şeyleri böyle çabucacık yapıveririm ya pek severim kendimi o zaman...kendimi övmeyi sevmem ama ben kendimi övmezsem kim övecek beni:)iyi ki şeytana uyup uyumadım, bir kahve daha yaptım kendime şimdi. ayakta kalmam gerek bu akşam, küçük elmalı tartlarımı ve tuzlu kurabiyelerimi pişirdim. bu sefer ki kurabiyelerim tam tuttu. geçen gün yaptıklarım bisküvi gibi olmuştu. olsun yine de yeniyor doldurmuştum kavonoza aybars gelip gidip atıyor ağzına..yani demem o ki mutfağa girince bir mutlu oldum ki, çiğ hamur yemekten bir ara midem bulandı gerçi ama, şimdi akşama da yağmurla, benim kekimi yapıcaz gerisi yarına artık... çoğu gitti azı kaldı. yemeği de koydum ocağa pişiyor, karnıbahar yaptım ekşili böyle yağmur da çok seviyor nazar değmesin ama kızıma bebekliğinden bu yana her şeyi yiyiyor, sebzeyi seviyor itiraz etmiyor hımm bi yemediği patlıcan bak onu yemez oysa ki benimde en sevdiğim şeydir. herkes haz etmiyor işte patlıcandan...
Eminönünden çubuk tarçın almıştım doldurdum kavonoza bir de ıhlamur ama ıhlamurumun kavonozu dolu yeni kavanoz almam gerek, Yağmur bitki çaylarını da çok seviyor bu arada...neyse işte bazen ait hissedemezsin ya kendini bazı şeylere işte o aidiyet duygum yerine geldi birden mutfaktayken...
Bu hafta winx gelecek sinemalara, yağmurla gideriz diyorum cuma günü sinemaya çok seviyor ya winxleri...bir ara izlemedik ama gerçi, çok oldu ama bir gece uyuyoruz hepimiz, yağmurun odasından sesler geldi çığlık çığlığa bağırıyor ağlıyor. neredeyse korkudan felç olacaktım koşarak kalktım peşimden aybars yağmur o zaman daha 3 yaşında bile değil yatağında ayağa kalkmış köşede bir şeyler gösterip ağlıyor... o zaman anladım ki bazı çizgi filmler çok tehlikeli olabiliyor gerçi çok özenerek izletiyorum ama demek ki beni etkilemeyen bir şey yağmuru etkilemiş. daha dikkatli oldum ondan sonra yani kısaca yağmur o dönemde winxleri izliyordu sonradan bir süre izlemedik..bu filmi de gitmeden önce inceleyeceğim . bu ay fazla oldu gerçi etkinlik biz bir sinemaya gidiyoruz, bir de artık bütün çizgi filmler 3 boyutlu fiyatlar farklı eh mısır al sonrasında acıkıyor yemek ye derken işte ekstre bu gibi sebeplerden kabarıyor:) aman para nedir ki zaten harcamadıktan sonra ne anlamı var. ama hep üzülürüm böyle olunca nedense hep bir yanım eksik kalır ..yapamayanlar, yiyemeyenler, gidemeyenler için o yüzden hep bir şeyler yapmaya çalışırım gücüm yettiğince. "çocuk bu büyür" demekle olmuyor işte, sağlıklı gelişimini, eğitimini en ideal şartlarda sağlamadıktan sonra bence o çocuk büyümüyor işte eksik kalıyor her anlamda, kızıyorum böyle insanlara, çocuğun dilinden anlamadan konuşanlara, onun ruhuna girip onun gibi dünyaya bakamayanlara, nedir ki zaten bakıyorum yağmura hayatı zaten nelerden ibaret ki; en başta beslenmek, sağlık, oyun, sevgi, ilgi...bu işte ama bunu bir çocuğa zehir edersen sonra o da sana zehir eder hayatı, toplumuna, kendi kurduğu ailesine , dünyaya bakış açısına, fikirlerine, yaptığı işlere , her şeyine yansır. o yüzden bir çocuk çok şey demektir bence...yoksa enerjin yapmayacaksın...
Çok kötü şartlar ama yani cahillik diz boyu, cahillik okumakla da elde edilen bir şey değil nice okumuş geçirmiş insanların çocuklarına bakıyorum da hayatı sadece kendilerinden ibaret görüyorlar. yazık gerçekten çok üzülüyorum bir çocuk dünyaya getiriyorsan önce ona saygı duyacaksın, onun bir birey olduğunu kabul edeceksin..kimse istemedi o çocuğu senden başka çünkü, kendisi de istemedi. o yüzden mümkün olduğunca hayatı onun ellerine vereceksin...
Benimde eksikliklerim vardır elbet yok değil ama farkındayım yaptıklarımın ya da yapamadıklarımın. o yüzden her zaman kızım için yeni bir adım daha atmaya çalışıyorum hayatta....üzüntülerim, sıkıntılarım da oluyor ama yansıtmak istemiyorum ona çünkü o yaşamıyor benim gibi ve bunu daha anlayamaz o yüzden herkes hakettiği gibi yaşamalı...
Bir söz çok şey ifade eder insanlara o yüzden anlatmaktan çekinmeyeceksin, çünkü bazen çok büyük hataların arkasından dönerken o bir söz etkili olur insan yaşamında...
Mesela ben ilkokula gidiyordum çok iyi hatırlarım, elimde mandalina soyup eve doğru yürüyordum bu arada mandalina kabuklarını yere atıyordum. sonra bir teyze geldi beni uyardı ve ben o günden sonra samimi söylüyorum yere bir daha bir şey atmadım. bu çok ufak bir örnek konuya, şimdi birden aklıma geldi de yazdım..o yüzden bu kadar ufak bir şey için bile konuşmak en doğrusu yoksa durduramazsın cahilliği de kötülüğü de sevgisizliği de.
Neyse işte dilim dödüğünce çoğu cümleleri de sinirle yazdım buraya, ama geleceği daha çekilir hale getirmek için çocuklarımız için herkes üzerine düşeni yapmalı bence...
26 Ekim 2010 Salı

25 Ekim 2010 Pazartesi
cumartesi günü kitaplarım da geldi, o yüzden geçen hafta bitiremediğim boyalı kuşa ağırlık verdim biran önce bitirmeliyim...
Bu arada ben böyle yazarken yazım hatalarını kendimce görsemde çoğunu düzeltmiyorum maksat özü değilmi . neyse tam günlük yazısı oldu bu...bakim fırsatım olursa yazarım yine.
22 Ekim 2010 Cuma
Nerede, ne olduğunu da bilmiyorum
Ne düşündüğümü de bilmiyorum işin kötüsü…
Acımasızlık etme diyorum bu kadar kendine..
Bir ara dinliyor gibi oluyorum yüreğimi
O ara çok kısa sürüyor ..
Üzülüyorum ….
Kendime de üzülüyorum , her şeye üzülüyorum….
Bir gün iyiliği de yazacağım sayfalar dolusu…
Güzelliliği de…
Geçmiş gitmiş olacak her şey
Yıkanacağım bu kırık kalbi atıp üzerimden…
Boyalı Kuş-Jerry Kosinski syf. 51
Çok etkilenmiştim bu sayfayı okuyunca, sonra defalarca okudum yine aynı sayfayı, Düzen böyle işliyor işte...sormadan, soruşturmadan, inanmadan....Sonra yok yere kaybediyorsun seni seveni...Yanında kalan yine yanında olan oluyor...
Seni düşündüm, bu son dedim.
Öptüm dudaklarından....
Sarıldım sana sımsıkı...
Bir daha düşünmeyeceğim seni böyle yüreklice,
Son kez aktı gözlerimden yaşlar....
Kapattım gözlerimi ....akmasın gözyaşlarım senin baktığın yüze diye,
Ve görmesin diye kimse, sana akan gözyaşlarımı bu yüzde....
Artık kapatıp gözlerimi düşünmeyeceğim seni,
Çünkü kapanırsa gözlerim, biliyorum gitmeyeceksin....
21 Ekim 2010 Perşembe
Hayat devam ediyor ama, insanlar acılar yaşıyor, unutuyor, yüreklerine bir su serpintisi geliyor geçiyor her şey...aldatmaca bir hayat..kanmayacaksın...seni mutlu edebilmek için bazı lutuflar verilmiş işte seçmişsin mutlu olacaksın, hayat ta bu seçimlerden ibaret o yüzden mutluluğu da mutsuzluğu da kendi içinde arayacaksın ve yarın yaptıklarından pişman olmayacaksın...
Ne dedik hep, insanoğlu hayatta yalnızdır istediğin kadar insan çevrelesin seni ama yalnızsın işte, ölüp gidersin bir anda karınca yığını gibi insanlar vardır dolanan, ama ertesi gün kimse yoktur...
Allah yaşatmasın insanlar evlat acısı yaşıyorlar ama geçiyor...
Bu da benim tesellim Allah çekemeyeceği derdi yaşatmazmış kullarına, güçlüyüm demek ki yaşayacağım...
Tekrar başlamamak üzere aynı acılara...
20 Ekim 2010 Çarşamba
Bir sabah saçlarımı okşayıp da rüzgar
İzlerini sürüp de gidecek beyaz beyaz
Ve güneş aynaya baktığımda çizgilerden
Yeni bir yüz gösterecek üzülerek biraz
Yok olmaz erken daha
Biraz geç kalın ne olur
Hiç hazır değilim henüz
Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha
Tanıdık değil bana güz
Yok olmaz dur
Dur gidemezsin
Gözlerimin rengi dur
Bulutlara dönemezsin
Yok alamazsın
Beni deli zaman
Ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin
O gün başka renkte ağaracak biliyorum
Ve zorla değil ya o rengi hiç sevmiyorum
Ne olur sanki biraz daha zaman verseniz
Yıllar öfkenizi hiç mi hiç anlamıyorum
19 Ekim 2010 Salı
Sırtımda çıplak
Islak nefesin
Bi gidip bi geliyor
Biz senlen yatmıyoruz ki
Yaşamıyoruz da
Hep yarışıyoruz
Sen mi
ben mi
Önce kim
Ölümü öldürecek diye.....
Can Yücel
Yüzünü Dökme Küçük Kız Bırak Üzülmeyi
Yalnız Senmisin Bir Düşün Unutan Sevilmeyi
Yüzünü Dökme Küçük Kız
Kızma Onlara
Her Tutsağın Bir Kaçışı Uykunun Uyanışıda Vardır
Sonra Dinle Kendini Yolunu Bil
18 Ekim 2010 Pazartesi
Zavallı hamsi
Afiyet olsun insanlık.
Bazen keyifli bir sofra...
O ummadıklarını yaşadığın zamanki acın ise, keyifli sofranda tattığın bir an' lık mutluluktan fazla oluyor
Böyle olunca anlıyorsun ne kadar çok sevmiş olduğunu...
Bir keresinde konuşuyorduk, çok eskiydi zaman, sordum; hayal neden kurulur?
Sonra dedim ki; hayal gerçekleşmeyeceklerin üzerine kurulur...
Sende hayalmişsin...gerçekleşmedin...
17 Ekim 2010 Pazar
16 Ekim 2010 Cumartesi
kaderin, hüznün, düşüncelerin...
İçim hiç bir şey almıyor, kıpırdatamıyorum kollarımı yetmiyor bedenim bana ...
15 Ekim 2010 Cuma
Dün taksime çıktım dolaştım ya biraz oraya gittiğimde muhakkak tünele doğru yürürüm hatta hava güzel olsa karaköye inerdim ama yağıyordu yağmur, neyse yky uğradım her ne ise muhakkak uğradığım yerlerden biridir zaten çok nefis kitaplar vardı ince memedin seti vardı içim gitti off ben sadece 1. okudum :( diğerlerini de okumalıyım ama hep sarıyorum başka kitaplara. bukowski bitti yani gördüm ki bir ailenin yetişme ortamının bir çocuk üzerindeki etkisi bu kadar mı büyük olur olurmuş bunu gördüm sürekli itilerek aşağılanarak geçen bir hayat bir de bunların gerçek olduğunu düşününce daha bir acıyor insan, zaman zaman çok güzel şeyler söylemiş; çocukluğunda yatrattığı kahramanı baron hakkında mesela;
Bu hafta sonu dışarı çıkma planımızı yağmurun yağması dolayısıyla iptal ettik rifi gelicek misafirimiz olucak bu hafta sonu bende yağmura sinema sözü vermiştim sammynin maceralarına götürücem çocukları mısırımızı da alıp film izleyeceğiz...
14 Ekim 2010 Perşembe
Dönmek...
ben gidiyorum taksime...biraz ani oldu ama napim öyle oluyorum işte.
12 Ekim 2010 Salı
Mavi kuş ve küçük kız Dün akşam uzanmış film izliyoruz aybarsla, yağmur da puzzle lar yapıyor arada ona bakıp yardım ediyorum derken içeri gidip gelmeye başladı biz de dalmışız filme bu arada, kafama bişeyler yapıyor derken reklama girdik kafama bir elledim şekil A işte:) bulduğu bütün tokaları getirip kafama takmış:)
Süper değil mi:)o arkada ki okul benim eserim, nasıl bulutlar, kuşlar nasıl ezber değil mi:)patlamış mısırdan bulutlar M harfinden kuşlar hem de yağmurun yanında böyle resim yapmak :)neyse kimse duymadı oldu bi kere:) ama şu kırmızı kız var ya kulağında küpeleri var cadıdan bozma hani, karabasan olup giriverir rüyalarınıza Allah esirgesin bizleri:)bu şeye benziyor tekrar tekrar bakınca benim şu bi sabah işe giderken korkup kaçtığım kadına:)
Her neyse de kızımın eseri bam bam gururla sunarız:)
Her gün bir yere Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan Akmak ne hoş
Dünle beraber Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler Söylemek lazım
Mevlana Celaleddin Rumi
Evet yeni şeyler söylemek lazım eğer dünün gittiyse düne ait her şey koptuysa damarlarından yeni şeyler söylemek lazım unutmak lazım düne ait olanları....bende unutmaya çalışacağım unutamayacağım tamamen elbet ama birazı gidecek hafızamdan eskisi gibi kalmayacak kalırsa hasta olurum yoksa, hasta olursam kızıma verecek bir şeyim kalmaz, en çok ta bundan korkarım hayatta kızımı büyütemeden gitmekten korkarım Allah beni ayırmasın yavrumdan...
Bugün dr. daydım sabahtan, başım yine her gün ki gibi ağrıyor bana beyne giden damarların biraz açılması için bi ilaç verdi almadım tabi almam da içmem de o ilacı...geçicek belki havadandır diyeceğim ben ama yok onun suçu yoktu değil mi? o sadece görüntü işte insanın içine bakar güzellikte çirkinlikte...
Eve geldim sinirlerim bozuldu Yağmur un yastığına sarılıp ağladım bir süre sonra sustum... dedim yine hasta olacaksın pelin... sustum... sonra çamaşırları topladım, yatakları topladım, sinemaya gitsem dedim, belki açılırım, filmlere baktım internetten ı ıh yok geç oldu dedim kendime şimdi olmaz...bir kaç film buldum ama onlara gidicem belki cumartesi günü aybarsla gideriz...uzun zamandır dışarı çıkmamıştık beraber baş başa plan yaptık cumartesi akşamı çıkacağız bir aksilik olmazsa...nereye gideriz bilmem ama ben beyoğlunu seviyorum gideriz orda oturur şarabımızı yudumlarken konuşuruz yavrumuzu, geleceğimizi, bugünümüzü iyimiyiz ?deriz birbirimize, hava alırız o karmaşada unuturuz çok şeyi sadece bakarız insanlara, sonra kendimize, sonra şükrederiz Allah a tekrar, bize bu nefesi tattırdığı için...
Mutfağa girdim sabahtan yoğurt mayalamıştım Yağmur'a onlar olmuş dolaba kaldırdım, bol havuçlu mandalina sulu kereviz pişirdim, makineye ekmek koydum o da pişiyor bir de fırına kek koydum zencefilli tarçınlı..hani o da yeniler ya insanı, kokusunu alırsan böyle için sıcacık olur....
çay iyi gelir belki dedim çay demledim kendime içiyorum şimdi...
Dün kitap okuyamadım şu zavallı adamın kitabını okuyacağım birazdan.
11 Ekim 2010 Pazartesi

En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur sırf uzaklaşmak için, ve geride kalanlar birinin onlardan uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar.
Charles Bukowski
Yazmaya başladığı günden itibaren yazılarını yayımlanması için dergilere gönderen Bukowski’nin yazıları hep geri gönderilmiştir.
Ancak 24 yaşındayken "Aftermath of a Lenghty Rejection Slip" isimli kısa öyküsü yayımlandı. İki yıl sonra bir başka kısa öyküsü olan "20 Tanks From Kasseldown" isimli eseri yayımlandı. Bukowski yayıncılık yönteminlerinden hayal kırıklığına uğradı ve neredeyse 10 yıllığına yazmayı bıraktı. Hayatının bu bölümünü A.B.D.'yi gezerek, çeşitli işlerde genellikle kısa vadeli çalışarak ve ucuz pansiyonlarda konaklayarak geçirdi. Hayatının diğer bölümlerinde olduğundan daha yoğun bir tempo ile açlık ile boğuşan ve kadınlarla zaman geçiren Bukowski daha sonra bu yıllarını Factotum isimli kitabında da anlatmıştır. Bu dönemde ki işlerinin kısa vadeli olmasının nedeni de düzen tanımaz kişiliği ve alkol bağımlılığındandı. Bukowski babasına olan nefretini onun aksine bir hayat yaşayarak göstermiş ve bir yazısında da bu yüzden bir hiç olmayı seçtiğini söylemiştir. O babasının aksine olduğu gibi görünen ve bir şey olmamayı hedefliyen birisi olarak kazandığı paraya önem vermiyor ve barlarda günü birlik bir hayat sürüyordu. Zengin amerikalı kadınlarla ilişkiye girdiği dönemlerde onlara kaba dahi davransa etkiliyor onların evlerinde yaşamaya başlıyor ama bir türlü o hayata adapte olamayarak eski hayatına geri dönüyordu ki 1969’da da bunu aç kalmayı seçtiğini söyleyerek ispat etmiş oluyor adeta.Ayrıca ömrünün çoğu denilebilinecek kadar kısmını da hipodromlarda gecirmiş ve bundan yazılarında sık sık söz etmiştir. 1950'lerin başında Bukowski, iki yıldan az bir süre A.B.D. Posta İdaresi'nde posta kuryesi olarak çalıştı. 1955'te ölümün ucundan döndüğü alkol komasından dolayı hastaneye kaldırıldı. Taburcu olduktan sonra bir daktilo satın aldı ve şiir yazmaya başladı.1957'de Barbara Fry ile evlendi fakat 1959'da boşandılar. Bukowski, şiir yazmaya ve içki içmeğe devam etti ve sonra Los Angeles'taki postaneye geri döndü. 1965'te hiç evlenmediği Francis Smith'ten bir kızı oldu. 1969'da Black Sparrow Yayınevi'nden ömür boyu 100 dolar maaş teklifini alınca postaneden ayrıldı. Bir mektubunda şöyle bir açıklaması vardı "İki seçenekten birini seçmek zorundaydım: Posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim." Posta ofisini bırakalı bir ay olmayalı Bukowski Postane ismindeki ilk romanını bitirdi. 1976'da Bukowski, Linda Lee Beighle ile tanıştı. İki yıl sonra birlikte Los Angeles'ta bir liman şehri olan San Pedro'ya taşındılar. Bukowski ve Beighle 1985'te evlendiler.
Bukowski, Pulp romanını henüz bitirdikten sonra 9 Mart 1994'te 73 yaşındayken omurilikten yayılan lösemi sebebiyle San Pedro, Kaliforniya'da öldü. Ölüm töreni budist rahipler tarafından yönetildi.
Ne sen baktın ardına ne benHep ayrı yollarda yürüdük
Sustu bu gece, karardı yine ay
Her sabah kaybolup giden
Ne sen baktın ardına ne ben
Sustu bu gece, karardı yine ay
7 Ekim 2010 Perşembe
6 Ekim 2010 Çarşamba
Sabah uyumadım sevmiyorum uyumayı da zaten boşa geçirilmiş zaman aralığı benim için, yarının olup olmadığından emin değilsen boşa zaman geçirme değil mi...kalktım kışlıkları çıkardım yazlıkları sakladım, hava soğuk ve boğuk bugün uzun bir süre de böyle gidecek, kendime kahve yaptım gazeteleri okuyacaktım ama can hıraş insan çığlıklarını duyasım yok bu sabah...Yağmura mont almaya gidicem bugün öğlene kadar bekleyim diyorum hani arayan olur mu diye, olmadı ben arayacağım zaten 11 gibi sonra da giderim kaç gündür evdeyim...
Hala kitaplarım gelmedi bugün tam 7 gün oldu dün aradım ama kimseyle görüşemedim birazdan yine arayacağım yoksa da iptal ettireceğim, paranla rezil olmak bu demek aslında hiç bulaşmayacaksın bunlara da hadi işte dedim...hadi...
1 Ekim 2010 Cuma
Küçükken bizde okuldan gelince evimizde hep kek poğaça gibi şeyler olurdu anneciğim yapardı eli yettiğince sağolsun ne güzel şeyler kazandırdı bizlere, kendi adıma konuşucak olursam annem yeri doldurulamaz bir insan bir o kadar da fedakar, canım annem benim senden aldıklarım için bana verdiklerin için çok teşekkür ederim seni çok seviyorum. Sen bizi eğittin şimdi hayat çok farklı bizim çocukluğumuzdan daha korkulu daha çekilmez ama yaşam yine çok güzel sizlerle sevdiklerimle sıcaklığınızla...
Birazdan Yağmuru almaya gideceğim, markete uğramak gerek eksikler hiç bitmiyor.
hımmmm hadi
Günlük hayatın diliyle bile bazen yazıldığında geriye dönüldüğünde ne çok şey anlatıyor şu satırlar. Aklımızda kalır sanıyoruz, hiç unutul...
-
İşte yağmurun keyifli odasından kareler, biz hem çok sevdik hem de çok rahat ettik, bütün döküntümüzü alıyor.. Hani ikeadan resmini ekled...
-
İşte sonuç...:) Ama yine yaptım yapacağımı, akşamüstü annemi aradım, bu arada yağmur kardeşiyle oynuyordu, onların sus pus olduğu bir an...
-
Daha dün öğrendiği için tam seri gidemiyoruz ama bir kaç güne daha güzel çalmaya başlayacak kızım:) Aferin minnoşuma.